Toplumların yaşama kalitesi,tarzları o toplum insanlarının beslenme tarzlarını da belirler. Obezite - şişmanlık denildiği zaman çok yakın yıllara kadar ilk aklımıza gelen ABD deki insanların tabaklarındaki kocaman hamburgerler, devasa büyük bardaklardaki kolalar,büyük boy bir pizzanın kişinin elinde kocaman ısırıklara maruz kalması,tıkınırcasına yiyen bir hayli kilolu kadınlar , bununla birlikte kocaman göbekli pantolonu göbeğinin altında olan, şişmanlıktan beline kemer takamadığı için pantolon askısıyla dolaşan son derece iri ve şişman adamların imajı oluşurdu.Ya da bir Almanın elinde kocaman ekmeksiz yediği sosisler yada salamlar , ellerinde boyları kadar büyük yine devasa bardaklarda içtikleri biralar gelirdi.Son yıllarda hepimizin dilimize pelesenk olan globalleşme-küreselleşme dediğimiz vizesiz geçişlerle, internet aracılığıyla kilometrelerin santimetreye hatta çok küçük ölçü birimlerine dönüşmesiyle, saatlerin ‘an’a kadar kısalmasıyla insanları birbirlerine yakınlaştırmış ama bu yakınlık ve temas bir takım olumlu kültürel etkileşimleri yarattığı gibi olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir.

Bu noktada herkesin bir arada yaşaması yakınlaşması bazı kültürel arızaları da yazılı ve görsel medya aracılığıyla bulaştırma yoluna gitmiştir. Bulaşma, bulaşıcı kelimesi birinden başkasına geçen anlamına gelmekle beraber daha çok bir somatik(bedensel) hastalıkların bir başkasına geçmesi olarak zihnimizde kodlanmıştı.Artık bu kelimeyle daha çok insanlar arasındaki ya da kültürlerarası etkileşimden etkilenmekten tutumsal ve davranışsal değişimlerden söz eder olduk.İşte küreselleşme doğal olarak tutumlarımıza, dilimize,ilişki ve iletişim biçimlerimize yansıdığı ve yaşam tarzımızı,yaşam biçimlerimizi değiştirdiği gibi yeme alışkanlıklarımıza da etki etti.En basitinden son iki yıldır ellerinde malum firmadan alınan kocaman bardaklardaki kahvelerle dolaşan insanlar daha yakın yıllara özgüdür.Sabahları çorba içen kültür bir anda ‘açılmak’ ve ‘ayılmak’ niyetiyle kahve içer olmaya başladı.

Yine son onlu yıllarda başlayan ve artık iyice özümsediğimiz Fast -Food Restaurantları,öğle menüsünde artık hızlı ilerleyen zamana sözde yetişmek adına bir tabakta yediğimiz hamburgerler,ebeveynlerin çocuklarına olumlu takviye-mükafatlandırma adına yedirdikleri bağımlılık yapan hazır bol yağlı patates kızartmaları ve hazır köfteler mükafat mı?ceza mı? Hastalığa katkı mı? İşte bulaşan ,daha sonra yerleşen ve artık bizimde kimliğimiz haline gelen ve sonunda bulaşıcı, yayılıyor kelimeleriyle popüler olan obezite-şişmanlık kavramı.Hepimizin okuduğu,takip ettiği üzere bu konuyla ilgili her yazının başlangıcı şişmanlık –obezite yayılıyor, bulaşıyor ,tehlike halini aldı gibi ifadeler.Hatta tıpkı beslenme alışkanlıklarımızı değiştirdiği gibi türkçe olan şişmanlığın İngilizcesi obezite geldi.Yani olguyu artık İngilizce söylemeye başladık.Yani kendi özsel,özgün yeme alışkanlığımızın değişmesi gibi hastalığın adı da değişti.Ben bir sağlıkçı olduğum için söylüyorum ‘hastalık’ diye daha önceden bunun bir hastalık olduğu bile kabul edilmiyor hatta çok eski zamanlarda bunun insanların maddi durumlarının göstergesi,doymuşluk,zenginlik belirtisi,zayıf olmak ise karnı doymayan,aç kalmış insanlar olarak düşünülüyordu.

Yanılmıyorsam Sağlık Bakanlığı bu yılı ‘Obezite ile Baş Etme’ yılı olarak ilan etti,nasıl sigara ile baş edilmeye çalışıldıysa bununla da baş edilecek.Bu kampanya bir yönüyle oldukça iyi ama bir yönüyle de eksik.Evet artık tıpkı sigaranın bir bağımlılık olduğunu kabul etmemiz gibi ve bağımlılığın da aslında bir hastalık anlamına gelmesi gibi şişmanlıkta bir hastalık ve bağımlılık.Ama bu sadece bu yılda mı ya da bir yılda mı halledilecek bir olgudur?Yeme davranışı da kişinin kişilik özellikleri,ruhsal örgütlenişi ile oldukça bağlantılı yani psikolojik alt zemini olan bir unsurdur.Tutumların değişmesinin ne kadar zor olduğunu düşünürsek,bir insanın yeme bağımlılığını ve bu bağımlılığının altında yatan dinamikleri tespit edip anlamlandırmak, bir o kadar zaman alıcı ve zor bir durumdur. Şişmanlık-obezite-kiloluluk ne dersek diyelim bu bir hastalıktır,Sağlık bakanlığının el attığı bir durumdur.Fakat şişmanlık hem bir sendrom hem de bir semptomdur peki bazı insanlar neden bu hastalığa yakalanmıştır?Genetik faktörlerin varlığını yadsımadan sadece bir köşeye koyarsak bunun başka ne gibi nedenleri olabilir ve bu nedenler ilan edilen ve bir kampanya içerisinde kısa zamanda halledilebilecek kadar basit ve çözümü kolay mıdır?Bu yazının başlığı olan Tüketen miyiz? Tükenen miyiz? Tüketen miyiz? Tüketilen miyiz? Merdiven çıkarken kesilen nefesler,hazımsızlıktan kıvranmalar ama yine de bu hazımsızlığı asitli ve organları tüketen gazlı ve natürel olmayan yiyeceklerle halletmeye çalışmalar.

Tükenen ve zorlanan kalp,ok gibi fırlayan tansiyonlar.Tüketici değil tüketileniz.Ne adına tükeniriz,ne adına tüketiliriz?Doğal olmayan,doğallığı onlarca kere işlemden geçerek kaybolmuş ama içinde mutluluk hormonu içeren ve bağımlı olduğumuz sözde lezzetli yiyecekler adına.Ekmek,nişastanın hamurlu yiyeceklerin, ekmekteki maya ve glikozun enerji arttırıcı ,uyarıcı görevi gören ve beyindeki ‘mutluluk hormonu’ olan ‘serotoni’ni yükselttiğini ve siz her bu yiyecekleri yediğinizde bu maddelerin içeriğindeki sakinleştirici özelliklere bağımlı olduğunuzu ve tekrar canınızın isteyeceğini biliyor muydunuz? Ve ardından ilk önce sakinleştirip rahatlatan ama kısa bir süre sonra enerji seviyenizin düşmesi ile vücudunuz tıpkı bir madde bağımlısının verdiği tepkileri vererek sadece mutluluk hormonunu tekrar dışarıdan elde etmek istediğini bu kimyasala ihtiyaç duyduğunu, biliyor muydunuz?Bu noktada bağlantısızmış gibi görünen aslında oldukça bağlantısı olan kısa bir açıklama da bulunacağım. Çikolatakolik ‘chocoholic’ Amerikan kelime dağarcığına ‘tongue-in-cheek’ yan anlamı olarak girmiş bir sözcüktür.

Anlamı da ‘şaka yollu’ demektir.Yani çikolata yediğiniz zaman aniden bir enerji yükselmesi yaşayıp kendinizi iyi hissedersiniz.Ta ki bir daha ki enerjisizliğe kadar.Ve bu istekle çikolatasız yapamamaya başlar bir oturuşta bir kutuyu yada paketi bitirirsiniz?Bunun şaka yapılacak bir tarafı da yoktur.Burada belirtmek istediğim aslında bazı yiyeceklerde aşırıya kaçanların asıl elde etmek istedikleri ruhsal yapılarını,duygulanımlarını ayarlamaktır, dengelemektir.Ama hiç kimse bunu bunun için yaptığını bilmez,sadece bunsuz yapamadıklarını,çok sevdiklerini söylerler.Ve bu tür yiyeceklerle ‘serotonin’ hormonunu arttıran pasta,çikolata,karbonhidrat vs. ile yapmaya devam ederler..Ve alındığında bu yiyeceklerin verdiği geçici mutlulukla, rahatlama arzularını sağlamak istemeleri gibi..ta ki bir daha ki enerjisizliğe,yoksunluk nöbetine kadar..Bunun bir alkoliğin alkol almak istemesinden alkol bulamadığı ya da içemediği durumlarda krize girip o yoksunluğu yaşanmasından ne farkı var?Reklamı yapılan,renkler içinde,güzel parlak paketlerde gösterilen,lezzeti fazla ama besleyici özelliği az hatta zararlı olan ne varsa doğallığından uzaklaşmış ve bağımlılık yapıcı özelliği var demektir.Siz hiç sağlıklı yiyeceklerin ya da doğallığını koruyan ve işlenmemiş bir yiyeceğin reklamını gördünüz mü?Göz zevki,damak tadı,kültürel etkileşim ,dünya mutfağı,küreselleşme,Amerika,Avrupa derken artık bizlerde askılı pantolonlar giyen,kırmızı yanaklı normal,olması gereken kiloyu çoktan aşmış ve olması gerekenden hızla uzaklaşan bir nesle doğru gidiyoruz.