Kontrollü olmak, kontrol etmek, kontrol etme çabası içinde olmak, kontrolsüzlük, dürtü kontrolü, kontrolden çıkmak, kontrol altına almak gibi küçük cümleleri hayatımızda her an kullanmaktayız. Bu kullanım bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde olabilmektedir. Çoğumuzun diline pelesenk olmuştur. Aslında hepimiz için önemli bir kavramdır. Bu yönüyle kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda kullanır ve kontrolü elden bırakmamaya çalışırız. Bunun dışında bazı insanlar için bu kavram oldukça önemli hatta hayati bir değere sahiptir. Bazı takıntılı bireylerin, ilişkilerinde davranışlarında, düşünce ve duygulanımlarında bu kontrol mekanizmasını bilinçli ve bilinç dışı olarak zihinlerine yerleşmiş ve adeta zihinlerini kontrol altına almıştır.

Panik atak hastalarının atak esnasında ya da atağın geleceği korkusuyla yaşadıkları ve çok korktukları üç şey vardır. Kalp krizi geçirme ve bunu doğal olarak kontrol edememe, bunun akabinde ölüm korkusu, delirip kontrolü kaybetme korkusu, çok sevdiği insanların başına bir şey gelecek ve bunu kontrol edemeyecekleri korkusudur. Ama bunların toplamında kaçınılan ölüm korkusudur. Ölüm kontrol edilemeyecek olan tek şey ve son noktadır. Herkes günün birinde zaten herkesin öleceğini ve bundan kaçış olmayacağını bilir ve kaygısızca ifade eder. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ayrılan nokta ise bunu gerçekten hissedebiliyor muyuz? Biz insanlar bazı kavramları çok fazla söyleyerek o kavramın içine duygulardan ,hislerden arındırırız. Bu şekilde korkacak bir şey kalmaz ve ortaya kabul edilmiş gibi görünen bir kabulleniş ortaya çıkar. Ama bu sadece sahte bir kabulleniştir. Çünkü hepimiz ölümden, yok olmaktan, yok olma endişesinden ve kaybolmaktan korkarız. Günlük hayatımızın içerisinde kendimizce uğraşlar bulur, gerçek hayati şeylerin, endişe verici düşüncelerin yerini alabilecek figüran düşünceler bulur ve onları önemseriz. Bunların önemsiz olduğunu bilir ama öneminden fazla anlam atfederiz. Çünkü buna ihtiyaç duyarız. Bir panik atak hastasının en çok korktuğu şey kalp krizidir, kalp krizi, geçirip ölmektir. Ve bu durumla pazarlık olmayacağını bilir. Aklı fikri ölümün kendisini bir yerde yakalayacağı korkusudur. Burada özellikle vurguluyorum ölümü bilmek başka ölümü kabul etmek başkadır. Bilmek farkındalık yerine sadece bir bilgidir. Bilgi kolektiftir ve mekaniktir asıl onun içini dolduran hislerdir. Bu fikir, bir bilgi hisle içi dolu olduğu müddetçe bir anlam ifade eder ve eğitici geliştirici olabilir.

Takıntılı insanlar yani obsesif insanlar genel itibariyle oldukça kontrollü insanlardır hayatları kontrol üzerine kuruludur. Kara vermek güçtür, kendini bırakabilmek zordur, huzursuzluk ve kaygı hayatlarının genelini kontrol altına almıştır. Bu tarz insanların en çok telaffuz ettikleri sıkıntıdır. İçlerindeki sıkıntı. Bir şey yaşadıklarında verdikleri ilk reaksiyon sıkılmaktır ve iç sıkıntısı yaşamaktır. Sanki sıkılmadıkları zaman sıkılırlar sıkıntı hissetmek yaşam tarzı halime gelmiştir. Sıkıntısız bir hayat düşünmek zordur. Ama diğer yandan bu sıkıntıdan da şikayet ederler çünkü sıkıntı hissetmek berbat bir durumdur. Panik bozukluğa sahip insanların semptomlarına bakıldığında;

Nefes almakta güçlük çekmek,

Kalp çarpıntısı

Kendini kontrol edemeyeceğine dair inanç

İstemsiz fizyolojik reaksiyonlar

Nabzın yükselmesi gibi belirtilere dikkat edilirse aslında bunların çoğu istemsiz kaslarla alakası olup zaten kontrol edemeyecekleri bir durumdur. Çünkü bunlar gerçekten kendilerinin kontrol edemeyecekleri bedensel belirtilerdir. Onlara göre her şey onların kontrolü altına olmazsa rahat edemezler ve herkes rayından çıkar. Yani kendilerince bir sistem oluşturulmak istenir ve milimetrik düzen içinde kendilerince yönetmeye .çalışırlar. Buna ilişkiler, içsel yaşam, duygular ve düşünceler dahildir. Takıntıları ve titizlik anlayışları ile ötekini kontrol altına almaya çalışırlar, kendi düzenleri vardır ve bu düzenleri kendi kontrol anlayışlarına göre devam eder. Kuralların, disiplinin önemi onlar için ortada olup bunlardan kolay kolay taviz vermezler çünkü kurallar ve disiplinde kontrolün çerçevelerini oluşturmaktadırlar. Peki insanların bir kısmı hatta çoğunluğu neden böyle bir kişilik özeliklerine sahiptir. Özgür olmak, özgür düşünmek, özgür hissetmek isteyen bir insan neden kendisini kontrol altına almak konusunda bu kadar uğraş vermektedir. Yada etrafı sürekli kontrol altına almaya çalışarak neden bu kadara çok zihinsel ,fiziksel yorgunluğun altına girmektedir.

Bunun en önemli nedenlerinde birisi ölüm korkusu ve ölümü asla kontrol altına lamama düşüncesidir. Ölümü kontrol altına almak demek, ölümün varlığını gerçekten hissetmek demektir. Ölümün varlığını hissetmek bizi hayattan koparmaz daha çok hayata bağlanmamızı sağlar. Bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum; uzun dönemli psikoterapi uyguladığım danışanlarımdan biri ilk geliş nedeni panik atak geçirmiş olması idi. Bilinç zaten bu belirtilerle gelmişti. Ve yoğun sıkıntı yaşamakta idi. Yıllardır söz ettiği ya da içindekini ifade etmek için kullandığı tek duygu, sıkıntı idi. Bir olay olduğunda orantısız ve bağlantısız bir şekilde sıkıntı yaşıyordu. En belirgin ve şiddetli olan uçak fobisinin yanında diğer fobileri de vardı. Ama bütün derdi içsel sıkıntısı idi. Belli bir noktadan sonra her ne kadar ilk başlarda kendisi söylemiş de olsa ama fark etmeden ve içi boş bir şekilde ifade ettiği ölüm korkusu idi. Ölümü fark etmiş olmak, günün birinde gerçekten öleceğinin farkında olmak ve bir ölümlü olma düşüncesinin öldürücülüğünü fark etmenin etkisi, ilk başlarda her ne kadar can sıkıcı ve depresif etkisi olsa da ölümle daha doğrusu ölüm düşüncesiyle uzlaşıldığı takdirde sıkıntının ortadan kalktığını gördü. Sıkıntı duymak, ölüm düşüncesi ve korkusu arasında bir paravandı. Sıkılıyor ama ölmüyordu. Ölümün varlığını kabul etmek başka bir şey, ölüm korkusundan korkmak başka bir şey. Günlük hayatımızda bu kadar kontrol çabası bizim farkında olmadığımız bir şekilde anlamsızca kendi ölümlü oluşumuzu ya da ölmek düşüncesini zihinden uzaklaştırmak ve kontrol etmek çabasından başka bir şey değildir. Ölümlü olmak bir bakıma eksik ve aciz olduğumuzun ispatı gibi gelir. Ama unutmamalı ki aciz ve yetersiz olduğuna inana kendisini geliştirebilir tam olanın gelişmeye ihtiyacı yoktur. Tam olan kimdir? Eksik olmayan kimdir?

Tabi ki obsesif yapının ve panik bozukluğun dinamikleri oldukça derin ve basit açıklanabilecek bir şey değildir. Fakat hepsinin altında ölümü kontrol edip gerçekten farkındalıklı ölüm düşüncesini zihinden uzaklaştırmaya yöneliktir. Yani yetişkinler kronolojik olarak ölümden uzaklaşmak için çocuksu mekanizmalar kullanır, çocuksu düşünce sistemi içinde onu algılar ve aklımızca ölümü ve düşüncesini ötelemeye çalışırız. Büyümeye direnç gösterir, çocuk olan için daha erken mantığıyla hareket ederiz. Bazı gerçekliklere karşı tabi ki bazı mekanizmalar kullanırız ve bunlar bilinç dışıdır. Ama mekanizmaları olur olmaz ve gelişigüzel kullanırsak o mekanizmalar yalama olur. Ve biz o zaman kaçtığımız acı gerçeklikle zamansız ve hazırlıksız yakalanırız ve ruhsal hastalık tablosu sahneye çıkar.