Placebo'nun seslendirdikleri parça olan ''Song to say googbye'' ı dinleyenler ve klibini izleyen var mı bilmiyorum? Benimde dikkatimi bir danışanımın kendi durumunu özetlemek için vurguladığı zaman dikkatimi çekmişti ve üzerinde biraz düşündükten sonra aslında ne kadar anlamlı bir benzetme yaptığını fark ettim. Ve bu güne kadar uyguladığım psikoterapilerde aslında yetişkinin kendisinin değil kendi çocuk halinin o yetişkini psikoterapiye getirdiğini fark ettim. Yaralı olan yetişkin değil, o yetişkinin kendi çocukluğu idi. Acılar, öfkeler, çaresizlikler,sıkıntılar ve semptom üreten kaynak o çocukluktaki duygulanımlardı. Çocuk çaresiz olan, muhtaç olan, incinmeye yatkın olandır.Çocuk bağımlıdır.Her türlü bağımlılığın içinde bulunur. Hassas olan, güçsüz olandır. Aslında bu muhtaçlığının yanında da zaman zaman da yönetendir. Yani diyalektik bir durum vardır.Yönetilen muhtaç olan ama diğer yandan da muhtaç bırakandır.Yetişkini yönetebilir, bu kendisini olabildiğince pasif konumdan bir az olan aktif konuma getirir. Çocuk büyümeye başladıkça yetişkinliğe doğru ilerledikçe bu sefer yetişkin olan, o çocuksu benliğe muhtaç olmaya ve onun tarafından yönetilmeye başlar. Bir yetişkinin çocukluğu yetişkini elinden tutar ve terapiye getirir.Beni dinle, bana kulak ver, acılarımı duy, yaralarımı sar, acizliğimi gider,utancımı, mahcubiyetimi sil, suçluluklarımı gider, bağımlılıklarımdan kurtar ve beni özgür kıl der. Ve bu isteklerini hastalık belirtileriyle açığa vurur. Belirtiler artık dinlemek zorunda kaldığımız seslerdir, Ses çığlığa dönüşmüş. bedensel ağrılarla dile gelmiş, mutsuzlulukla yansımış, acı ile vücut bulmuştur. Çoğu insan’’ içimdeki çocuk ağlıyor’’, ‘’o zamanlarda kalmış çocuk yardım bekliyor’’, ‘’o küçük kız/ erkek çocuğu beni rahat bırakmıyor’’ gibi ifadeler kullanırlar ve bu ifadeler tesadüfi ya da edebi bir ifadeyle anlatma çabası içinde değil son derece gerçekçi,içten gelen ve samimi bir şekilde dile getirilir.Bu ifadeler de mübalağa yoktur.Hissedilen, hissedilmek zorunda kalınan, artık ilgisiz kalınmayacak kadar şiddetli duygularla gelir.Ve bunları söyleyenler de birer ‘’akıl hastası’’ değildir. Ve yetişkin bunları görmek, duymak, hissetmek zorunda kalır. Hangi insan terapilerde geçmişinden söz etmez, hangi insan çocukluğuna dair bir anı anlatmaz, hangi yetişkin çocukluğunu ve oradaki yaşantıyı yetişkinliğinden bağımsız görür ve onu ayırabilir. Çünkü bir insanın gelişmesinden, olgunlaşmasından, büyümesinden söz ediyorsak, olgunlaşmamış, büyümemiş, gelişmemiş olandan söz ediyor demektir.

‘’Çocukluğa dönmek’’, ‘’çocukluğa gitmek’’ gibi zaman zaman yaptığımız şakalar aslında yaralı olan tarafımızı yumuşatmaya yönelik girişimlerdir. Çünkü asıl terapi malzemesi, çalışılacak olan geçmişte bıraktığımızı zannettiğimiz çocuktur. Bahsi geçen parçada da vurgulanan aslında oradaki yetişkinin kendi çocukluk halidir.Onu taşıyan, ona yardımcı olan, onu yöneten, ona destek olandır. Oradaki çaresiz olan, yetişkinin kendi hırçınlığı içinde onu göremeyen, sorunları yetişkin yaraları gibi algılayan ve öyle algılamak isteyen bireyler, kendi çocuklukları tarafından idare edilir. Bir yetişkin buna kulak verirse o çocuğu büyütebilir yada onu çaresizliklerinden kurtarabilir.Çaresizlikten kurtulmuş çocuk, yaraları sarılmış çocuk, yetişkinin ve yetişkinliğin yakasını o zaman bırakır ve herkes kendi yoluna gider.Bazı insanlar kendi çocukluktaki yaşanmışlıklarına, oradaki acizliklerine , korunmamış olmalarına, suistimale açık hallerine ağlar ve ona acırlar. Çocuk korunmaya muhtaçtır, yetişkin ise kendi çocukluğunun dinginliğine muhtaçtır.Bir yetişkinin çocukluğu dinginleşmedikçe yetişkin kaygılı, endişeli, üzgün olacak ve bunu hala günlük yaşantıların içinde arayacaktır. Kendi çocukluğu ise ısrarla ona kendisini göstermeye çalışsa da görmeyecektir.Çocukların intikamı ağır olur.Çocuklar kin tutabilir, yetişkinliği cehenneme çevirebilir.Muhtaç ve aci çocukluk yetişkinlikte de o acizliğin rövanşını yetişkinliğin yakasını bırakmayarak alır. Dinlenmek, yaşadıklarını, aktarmak görülmek, fark edilmek ister. İstismara uğramış, korunmamış, ihmal edilmiş, ‘’benliğinden büyük’’ olaylara maruz kalmış, çocukluğu çocuk olarak saygı duyulmamış, önemsenmemiş olan, yetişkinliğe bir şekilde yetişir ve yetişkini geride bırakır ortaya yetişkin görünümlü yaralı yetişkin gibi görünenler çıkar. Bunlar her durumda acizlikleriyle, çaresizlikleriyle ,sosyal korkularıyla, ruhsal dengesizlikle, duygusal boşluklarla, geçmişte takılıp kalan düşünceleriyle, olgunlaşmamış ve ayarı yapılamayan duygulanımlarıyla mücadele etmek zorunda kalırlar. Bazıları bunu fark eder ve o çocuğu dinler ve onu onarır, bu onarıldıktan sonra kaliteli ve anlamının içi doldurulmuş bir yaşam başlar. Ama bunun üzerinde durmayan hissettiklerini, düşündüklerini güncel açıklamalarla geçiştirenler. Şarkıdaki gibi kendi çocuklukları tarafından akıl hastanesine teslim edilir yada umutsuz, mutsuz ve anlam arayan yetişkinler olarak kendi çocukluklarının dış kapısının önüne atılırlar.