Freud saplantı zorlantı semptomları ile ilgili incelemeler sonucunda, iki önemli unsura rastlamıştır. Birincisi, bu semptomlarda bastırılan şeye karşı sürekli bir çaba dikkat çektiğidir. Çatışma giderek bastıran kuvvetlere daha büyük bir güçle karşı koymaya başlamıştır. İkincisi ise, egonun ve süper egonun semptomların meydana gelişinde büyük rol oynadıkları gerçeğidir.

Zorlanma nevrozunda süper egonun sertlik kazandığı da bir gerçekliktir. Takıntı nevrozu, bastırılan ve yasak olan ama farkında olunmayan bir takım malzemenin bilinç yüzeyine çıkmasına karşı verilen bir mücadeledir. Takıntılar genel itibariyle dini, ahlaki yani toplumsal ve normatif olanla ilişkilidir. Dini değerleri çok katı ve bu konuda hassas bir insanın yaşayacağı takıntılar daha çok din üzerinde olup bunun etrafında yuvalanacak ve bu değerlerin türevleri şeklinde kişiyi zorlayacak ve rahatsız edecektir. Her zaman belli başlı bir an semptom-takıntı vardır. Daha sonraki semptomlar ise yine bu belli başlı ve ana takıntının türevleri konumunda olacak ve kişiyi sık sık rahatsız etmeye devam edecek ve gerektiğinde kılık değiştirerek başka şekillerde ortaya çıkacaktır. Bu semptomların karakterlerine bakıldığında toplumsal, ahlaksal değerlerle ilişkili olmasının gerçekten de Freud un dediği gibi süper ego tarafından üretilmiş olduğu da görülmektedir. Herkesin bir geçmişi ve geçmişin kayıtlı olduğu bir hafızası vardır. Bazı yaşantı, anı, duygu, düşünceler ise üzerine gelen anı, yaşantılarla altta itilir. Ve altta kalırlar. Fakat bu malzemeler eğer bastırılmamış sadece kümülatif bir şekilde altta kaldılarsa bunlar hatırlanabilir. Ve kişi bunları hatırlayabilir. Tabi ki bu hatırlamalar yaşamsal olayların etkisi ile çağrışımsal bir bağ içerisinde bilinç düzeyine gelir. Fakat bazı anılar, duygular, düşünceler vs. hissedildikleri ve yaşantılandıkları dönem itibarıyle ve o günün düşünsel koşullarında bastırılmak zorundadırlar. Bastırılan yasak olan düşünülmemesi gerekendir. Bu yüzden bunlar unutulur ve oldukça geriye atılır. Bu geriye atılan, bastırılan malzemeler belli bir zaman sonra bilinci bir şeklide zorlamaya başlarlar. Yani kendilerine bilinçte, bilinç düzeyinde bir yer bulmak isterler. Bu malzemelerin kendilerini bilinçli düzeye çıkmak istemleri de bazı güncel , yaşamsal olayların tetiklemesi ile olabilir. Mesela çok fazla kaygının yaşandığı bir dönemde bunlar tetiklenebilir. Bu yüzden bazı hastaların ortaya çıkışı için basitçe ‘’stresten oldu’’ demeyi tercih eder ve anlamsız olanı bu şekilde anlamlı kılmaya çalışırız. Fakat stresin ruhsal yapı üzerinde etkisi olmakla birlikte bazı takıntı ve bizi zorlayan düşüncelerin aslı kökenleri değildir. Bunlar zaten vardır, bastırılmıştır çıkmak için egonun zayıflığını beklemektedirler.

Ego kendini korumak adına süper egonun bazı hassasiyetlerini kullanarak ,bu bastırılan malzemenin su yüzüne çıkmasını engellemek için kişiyi gerçekten meşgul edecek, sıkıntı yaratacak ve bu bastırılan malzemenin bastırılması esnasında ortaya acıkan acıyı hafifletmek adına bazı semptomlar üretmektedir. Bir insanın benliği neden hastalık semptomlarını üretsin, bir insanın neden takıntı gibi bütün günlük yaşamını engelleyecek soruna ihtiyaç duysun ki?

Endişe bilinç düzeyinde hissedilen bir durumdur. Semptom oluşumu endişeyi bertaraf etmek içindir. Bu şekilde de bazı ruhsal rahatsızlıkların ilk hissedilen endişe-kaygı durumudur. Obsesif kompülsif bir hasta bir şeye dokunduktan sonra elini yıkamak ister ve bu isteği engellenirse, önüne geçilemez bir endişenin kurbanı olur. Yani burada el yıkamanın zorunluluğu hem amaç hem sonuç olup temelinde endişeyi engelleme çabasıdır. Elimi yıkmazsam yakınlarıma bir şey olacak, kaygısı el yakındıktan sonra geçici bir müddet azalır ve kişi geçici bir süre endişeden kurtulur. Bu yüzden psikoterapilerde bireylerin hem tedavi olmak istemesi hem de eski durumu muhafaza etmeleri çelişkili gibi görünse de kendi içerisinde bir mantığı olmaktadır. Bu yazıya neden olan bir obsesif kompülsif özelikleri olan bir danışanımın söylediği ‘’ ben takıntılarımı yıllarca muhafaza ediyorum’’ , ‘’ ben bunları sokakta bulmadım ‘’ ifadesi aslında bu takıntılar yerine koyacak ya da daha doğrusu bu nedeni bilinç düzeyinde anlaşılamayan endişenin nedeni bulunmadıkça takıntılara dokundurmak istememesi ile alakalıdır. Ruhsal hastalık belirtilerinin ortaya çıkışındaki bilinç dışı çatışmanın ve bu çatışmanın yaratmış olduğu süreç içinde yatan haz eksikliği ve bu haz eksikliğinin yerine yedek hazların üretilmesidir. Ve nihayetinde kaygı ve endişeyi savuşturma yöntemi olmasıdır. Endişenin gelmesi, tehlike olarak algılanmakta ve bu tehlikeye karşı ruhsal yapı tarafından üretilen belirtiler yine egoyu bu tehlikeden korumaya yöneliktir. Yani hasatlık belirtileri aslında yine benliğin hastalanmasını ya da daha büyük hasar almasını engelleyen bir durumdur. Yani ego dan çıkan ve yüne egoyu korumaya yönelik olandır. Bu denkleme bakıldığında karmaşık bir durumun varlığı görülmektedir. Hastalıkların tedavisi,, anlaşılması ve neden bazı hastalık belirtilerin aslında ortaya çok büyük bir neden yokken ortaya çıktığının açıklanması ruhsal yapının aslında çok basit bir yapı olmadığının göstergesidir. Semptomun zamansız engellenmesiyle, ego için asıl o zaman büyük bir tehlike doğmakta ve ego dağılma düzeyine gelebilmektedir. Yani hastalık belirtilerinin ortaya çıkışı, ruhsal durumun daha ilerideki çok daha tehlikeli aşamalara gitmesini engellemektedir. Bir nevi basit bir benzetmede bulunursak ‘’ aracınızdaki herhangi bir göstergenin sinyal vermesi’’ o anlık can sıkıcı olabilmekle birlikte uzun vadede yol kalmamak adına iyi bir durumdur. Burada kritik olan sinyalin ortaya çıktığı noktada anlamaya çalışmak olmalıdır.

Burada kesinlikle o hastalıkla yaşamak gerektiğinden söz etmiyorum. Tam tersine hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı anda irdelenmesinin hayatiyetinden söz ediyorum. Sadece nasıl ve ne şeklide ele alınması gerektiğinden ve bunu ele alırken de ‘’ bir an önce hallolması’’ düşüncesinden uzak durulmasından söz ediyorum. Unutulmamalıdır ki bir sorunun oluşumu yılları alan bir süreçtir. Ayrıca bir sorunun ortaya çıkışı bazen bilinç düzeyinde açıklanamayan bir takım çatışmaların ürünü olabilir. Endişe semptomu –hastalık belirtisinin yaratır ve hastalık esnasında da kişi içinde bulunduğu durumdan endişe duyar. Ego endişenin gerilimini en az düzeye indirgemeye çalışırken ( obsesif bir insanın el yıkaması, panik atak hastasının kalbi ile ya da kalp krizi geçireceği düşüncesi ile meşgul olması, depresyon hastasının hareketsiz kalması ve isteksizlik yaşaması gibi) diğer yandan ego endişeyi sadece sinyal olarak kullanmak istemesi gibi. Sonuçta Freud un düşüncelerinden esinlenerek benim basite indirgeyerek incelediğim bu durumun genelinde içgüdüsel süreç tarafından tehdit edilen haz alamam sürecinin kendisini başka yerlerde göstermemesidir. İçgüdüsel hazzın yerine alternatif hazlar semptomla ortaya çıkar. Bu duruma örnek olarak ise temizlik, titizlik takıntıları olan kişilerin kendilerini temiz ve titiz tanındıkları için bunu bir özellik olarak görmek istemeleri gerçek haz yerine daha alternatif ve sosyal, dışsal hazla, haz alamamanın önüne geçilmesi istenmesi gibi. Haz almak, keyif almak yaşamsal içgüdü bizi yaşatan ve hayata kendimizce anlam vermemizi sağlayan ve ayakta tutan dürtüsel bir olgudur.

Kaynak

Freud Sigmund. Endişe Dergah Yayınları Nisan 1972