Bayan A.

Zamanla seninle anne-kız ilişkisinden ayrı, bazen ben senin annen oldum, bazen iki arkadaş,bazen kurtulmak isteyip te kurtulamadığım bir yaralı kabuk, beni hayatında her yere koydun oysa benin tek istediğim ‘’annem’’ olmandı. Gerektiğinde beni koruyabilmen beni dinleyebilmendi. Beni dinlemen için hastalıklara,krizlere ihtiyacım kalmazdı. Hatırlar mısın? Zor ve stresli bir hamilelik geçirdiğini ve beni, ben sekiz buçuk aylıkken beni kanlı ve zehirli bir şey miş gibi vücudundan attığını söylemiştin. Beni zaten istemediğini söylemiştin. Anne olmak istemen benim suçum mu? Anne gerçekten anne olmayı istedin mi? Anne olmayı istediysen bir bebeğinin olmasını gerçekten istedin mi?

Evliliğin boyunca da mutsuz olduğun zamanlar ‘’ bu kötü evllliğe benim için katlandığını söylemiştin’’. Ve bunun için beni dövdüğün zamanları unutamıyorum ama sana kızamıyorum da..

Anne ,insanın hayatının başlangıcıdır.Bu yüzden pek çok kültür,mitolojide anneye ve anneliğe çeşitli anlamlar yüklenmiş ve kutsallaştırılmıştır..Bu kutsallaştırma kadının doğurganlığı ve üreticiliği ile ilgili olarak tanımlanmıştır. ‘’Cennet anaların ayaklarının altındadır’’,’’ ana gibi yar olmaz’’,’’ ağlarsa anan ağlar’’, ‘’anadil’’ ve bunun gibi sayabileceğimiz hem annenin ve anneliğin önemine hem de kutsallığına ve eşsizliğine diar atıfta bulunulmaktadır. Bu da haklı olarak annelerin hata yapma şanslarını azaltmakta çünkü çok büyük bir anlam atfedilmektedir.Peki her kadın,anne bu yüce atıfları kaldırabilmekte mi? Anne olmak ne demek? Anne olmak hamile kalmakla eş değer mi? Hamile kalmakla , çocuk sahibi olmayı istemek eş değer mi? Öncelikle belirtmek gerekir ki ; anne olmak çocuğu istemek,çocuk sahibi olmayı özlemlemek ve buna ,istek duymakla ilgili bir durumdur. Anne olmak ne bir plan(özellikle 1960 lardan itibaren ortaya çıkan Feminist akımın söylediği gibi) ,ne bir proje, ne de bir vakti geldiği için olması gereken ve toplumsal ve hormonal beklentilerin karşılanmasıdır. Anne olmayı başlatacak olan bir bebeğimin olmasını istiyorumdur. Ve ardından ona bakacak gücümün olduğuna, ve bu isteğimin bütün zorlukların üstesinden geleceğine inanıyorum diyebilmektir.

Julıia Kristeva anneliği bir işlev değilde bir ‘’ tutku’ olarak tanımlar. Böylelikle tutku nun varlığıyla işi sadece mekaniklikten duyguya ve duygulanımlara yönlendirmiş olur..Tabi ki bu tutkunun yanında annenin çocuğuna karşı her ne kadar kendisine titiraf edemese de ‘’çocuk’’ hamilelik ve doğum sırasında annenin hayatı için bir tehlike oluşturur.Anneyi değiştirir bu değişim ‘’fiziksel’’,’’ruhsal’’,’’fizyolojiktir’’.Doğumdan sonra da eşiyle arasına giren bir üçüncü kişi olarak kadın ve erkek arasında hem bir ‘’paravan’’ hem de neşe verendir. Anne ve babanın özgürlüğünü geçici bir süre kısıtlayan, zaman alan, uykuyu bölen,oburca ilgi isteyendir. Bunların varlığı ,bu süreçler annede geçici de olsa öfke ve nefret yaratabilir ve anne bu duygulardan ötürü kendisini son derece suçlu hissedebilir. Bebeğin doğumuyla ailenin ritmi bebeğin ritmi olur. Anne bebek ilişkisinde emzirmenin, ve bakımın yanında içeride son derece ruhsal çalkantılar gerçekleşir.Bebeğin hem kendisine yakın olmasını istemek, hem de onu uzaklaştırma arzusu ve ardından gelen yoğun suçluluk,öfke ve yoğun şefkat, ‘’iyi ki varsınla’’ ile ’’keşke’’ arasında gidip gelmeler. Annenin çocuğuna ve onun dünyaya gelişine karşı tutkusu ne kadar fazla ise zamanı gelince onun özgürleşmesini de o kadar çok isteyecek ve izin verecektir.Sanıldığı gibi tutkunun fazlalığı bağımlı kılan bir özellik değildir. Bu noktada yeri gelmişken bazı anne tiplerinden söz etmemin faydası olacaktır.

  • Bağımlı kılan anneler
  • Çocuğa nüfuz eden ve çocuğun benliklerini benlikleryle işgal eden anneler
  • Çocuksu anneler
  • Var ama yok anneler
  • Fiziksel olarak yok olamyı tercih eden ve terk eden anneler-
  • Kontrolcü anneler
  • Ölü anneler
  • Kötü anneler.

Anneliği anneler öğretir, toplum şeklilendirir, kültür üzerine katar. Yukarıda neden anneleri kategorize ettim. Bununla amacım nedir?

Gerek çalıştığım kliniklerde , hastanelerde ve şu anda devam ettiğim kendi merkezimde.Gelen hastaların,danışanların ne dersek diyelim.Annelerinin anneliklerini ve kendi anneliklerini ve kendi annelikleriyle kendi anneliklerini karşılaştırmaları ve bunu kıyasıya yapmaları ,üzerinde çalışmaya değer bir konudur.Bu konuyu çalışmam ve söyleceğim çoğu şey aslında daha önceden söylenenlerin üzerinden geçmek ve pekiştirmek ve bazı kendimce yeni tespitlerde bulunmak olacaktır.Yukarıda bazı örnekler verdim bunların bir kısmı danışanların söyledikleri( bire bir değil yüzlerce danışanın söylediklerinin bir karışımı) ne baktığımızda annenin gerçekten bir yetişkinin yetişkinliğini şekilendiren en önemli şeylerden biri değil en önde olanıdır.Unutmamak gerekir ki bir erkeği de bir kadını da doğuran kadındır.Bu yüzden mitolojilerde ‘’ana’’ ya tanrısal bir anlam atfedilmiş ve yaratıcı ile özdeşleştirimiştir.Yaşamın ‘’özü’’ olarak tanımlanmıştır.Annenin doğurması,üretmesi ,bakması ve nesilleri yaratması bu durumun ve bu konun önemini fazlası ile vurgular.

Anne olmak, iç güdüsel, dürtüsel(arzu), toplumsal ,kültürel ,hormonal yani dışsal ve içsel unsurların çok kuvvetli bir bileşkesidir.Ama bu bileşkenin en önünde ve öncülüğünde ruhsallık vardır..Anneliğin ruhsallığın içinde var olmasının fark edilmesi yani, olayın sadece tıbbi –jinekolojik boyunun yanında ruhsal boyutunun varlığının kabul edilmesi ile doğumhanelerde ruh sağlığı ekibinin yer almasına ve bu konuyla ilgili çalışmaların artmasına sebep olmuştur. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud un da Psikanalitik kuramın temel taşı olan ‘’ ödipalite’ ile anne baba ve çocuk üçlüsü ile annenin ,anneliğin ve anne çocuk ilşkisini temel almış ve buradan devam etmiştir.Freud takipçileri olan Winnicot, Melanie klein ve diğer psikanalist ve araştırmalar bu konuya çok geniş yer ayırmışlar ve teorilerini bu konu ile bezemişlerdir. Erken dönem anne çocuk ilişkileri,bebeğin anneyi algısı ve annenin bebekle ilgili algı ve faztezileri bu ikili arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık,heyecan verici, sevgi,şefkatla dolu ama bir o kadar öfke ve nefreti barındran suçluluğun cirit attığı,pişmanlıkların yaşandığı, mutluluğun zirve yaptığı ve bir çok kavramın kavramsallaşmasına neden olan bir ara alandır. İşte bu karmaşık, kaotik oluş yukarıdaki danışanların bu çözümlenmemiş kaosu tekrar dile getirmelerine, ihtiyaçlarının zorlayıcılığı ile suçlamalarına, doyurulmamış açlıklarının nedeni ile sızlanmalarına ve şikayet etmlerine neden olmaktadır.Yani seanslardaki bu danışanların söyledikleri tamamen ‘’ regression’’(gerileme) olup o dönemi yaşamakta ve o dönemden çıkamadıklarını söylemektedirler.

Bu yüzden once hamile kalmak, çocuk istemek demek midir? Kadın olmak ,anne olmak için yeterli mi ? sorularını cevaplamalı ve bu ayrımı yapabilmeliyiz.

Insanın yaşamsal motivasyonu ve yaşamsal devamlılığı sağlayan ve eros yaşam içgüdüsünü tanımlayan arzudur. Nasıl ki çocukta neslin devamını sağlayan ‘’ soyun devamı’ için gerekli olan bir unsur ise çocuğun dünyayı gelişi de bir arzunun sonucu olmalıdır. Şu veya bu nedenle arzu motive etmediği bir dünyaya geliş, hem çok sancılı oacaktır hemde bu sancı ömür boyu anne ve ilk once çocuk olan yetişkin için devam edecektir. Kadınların çoğu zaman doğurmak! Ve kürtaj yani erosa hizmet edenle thanatosa hizmet eden iç güdüsel davranışlkar arasında gidip gelinir.Arzu ürünü olmayan bir bebek thanatosa daha yakın olacak ve kendiliğinin varlığı ve yokluğu arasında gidip gelecektir. Çocuk sahibi olmayı arzulamak ve bunu arzulanılan partnerle vücuda getirmek bebeğin kendilik değerinin olumluğuna dair ilk adımdır. Ve bu ilk adımı takip eden süreçte yaşanan her ne olursa olsun ilk önce bebek, sonra çocuk ve nihayetinde yetişkinin kendilik algısındaki olumlu ve yüksek kendilik değerinin tohumlarının atılmış olmasının göstergesidir.