İnsanlar kendilikleri hakkında bir şeyler öğrenmek, onu tanımak yerine kendiliklerine yabancı olmayı ve bu konuda cahil kalmayı tercih ederler. Bu cehaletin onları gizleyen ve saklayan bir işlevi vardır. Kendimize yaklaşmamak adına kendiliğimizle aramıza uzun uzun mesafeler koyar, türlü taktikler geliştirir ve onları uygulamakla meşgul oluruz. Her ne kadar bu taktikler, geliştirdiğimiz stratejiler yorucu da olsa korkularla, bizi tedirgin edecek kaygılarla ve içsel çatışmalardan uzak tutar, kendimize yabancı kalmayı tercih ederiz. İçsel yolculuğu sürekli erteler, aslında bize ait olanları tozlanmaya bırakır onların yok olacakları ve bizi artık rahatsız etmeyecekleri ümidiyle , inkar a devam ederiz. Bu taktikler; inkar ,bastırma, dışsallaştırma, yansıtma en yoğunları olup bizi uyuşturmaya hizmet eden savunmalardır. Yani yaşamda sürekli defansif olmamıza yardımcı olan can simitleri . Bu can simitleri hayatımızı geçici kurtarmaya yönelik olup ,uzun vadede gelişimimizi engellerler. Yani bunlar anlık ağrı kesicilerdir. Fakat belli bir zaman sonra çok kullanılan bu savunmalar tıpkı 'musluk contası' gibi eskimeye ve işlevselliklerini kaybederek işe yaramaz hale gelirler ve bizler saklambaç oynadığımız sürekli kaçtığımız kendiliğimize yakalanır ve ruhsal sıkıntılara, hastalıklara sobeleniriz. İnsanlar kendilerinden neden kaçarlar? Bu soruyu kendilerine soran ve yine cevaplarını kendileri veren danışanlarımın söyledikleri şu sözler çok anlamlı olup bu yazının amacına ışık tutacağını düşünüyorum. Danışanlarımdan biri bir seansta bir farkındalığının ardından aslında bu güne kadar ki kaybettiği zamanı ve kaçmak için uyguladığı yöntemlerin ne kadar boş ve yorucu olduğunu şu sözlerle söyledi; ' kendimden kaçmışım, kendime cahil kalmışım ,kendi içimdeki korkularım sahte başka korkular yaratmama neden olmuş ve ben sahte bir hayatın üzerinde eğreti bir şekilde yaşamışım. Oysa ki korktuğum gerçekler benim gerçeklerim benim yaşantılarım ve unutmak istediklerim''.

Başka bir danışanım ise '' içsel yolculuğuma bu kadar geç çıkmam, sorunu sürekli dışarıda aramam ve dışarılarda aramak istememin neticesidir, başkalarını suçlamak ve dışarıda aramak hem güvenli hem de rahatlatıcı ,rahatlamak adına kendimden uzaklaşmış ,korkularım sahte korkulara sarılmama neden olmuş''. Ve buna benzer örnekleri atomize edebiliriz. Tabi ki insanın kendisini tanıması ,içsel çatışmalarını ilk önce görmeye yanaşması, cesaret isteyen ,hazırlık isteyen bir durumdur .İnsanın kendisini tanıması ömür boyu süren bir süreç olmakla birlikte hiç bir zaman tam anlamıyla kendisiyle karşılaşamayacağı bir durumdur. Fakat yaşadıklarımız bastırdıklarımız, ittiklerimiz, baskıladıklarımız hiç bir zaman unutulmuş, kurtulduğumuz şeyler değildir. Yaşadıklarımızı anlamadığımız müddetçe onlar ''şey'' olarak kalacak olup, bu ''şey'' ler günün birinde nedensiz kaygılar, nedensiz sıkıntılar, isteksizlik, cinsel sorunlar vs. olarak karşımıza çıkacaklardır. Unuttuğumuzu sandığımız şeylerle aslında bağlantılı olan bu sıkıntılar anlamlarından uzaklaştıkları için bize nedensiz olarak gelecek ne olduğunu anlayamadan, hastaneye ya da diğer ruhsal yardımlara bir ''hasta'' olarak koşmamıza neden olacaktır. Tabi ki insanlar sıkıntılarla yaşar bu sıkıntı onları öldürmez ama süründürebilir, hayatlarını zehir eder. Bir insanı en çok korkutan ve çaresiz bırakan kontrolünden çıkmış durumlar ve bunlarla baş etmek zorunda kalmaktır. Kontrolünü kaybettiğimiz şeyleri kontrol altına almanın güçlüğü ve imkansızlığını yaşar, çırpındıkça daha çok batmaya başlarız. Çünkü artık ruhsal yapı çoktan ikazını yapmış ama bizler dönüp bakmamışızdır. Aracı servise çekme zamanı gelmiştir. Önemli olan sorunlar sinyal verdikçe, iç sesimize kulak verdikçe o sinyalleri duyarak ve çözüm yoluna gidersek kontrolü kısmen elimizde olan ve uğraştıkça kontrol edebileceğimi durumlara dönüştürebiliriz. Zararın neresinden dönersek o kadar kardır sözüne gelmeden, en başından ruhsal aygıtın direktiflerine kulak vermek acının , ıstırap a dönüşmesini engeller. Aksi takdirde ''ıstırap'' a dönüşmüş acıyla baş etmek zor ve yıpratıcıdır.

İçsel çatışmalar bizim geçmişimizin bir ürünüdür.Her insanın bir geçmişi ,hafızası olduğuna göre çatışmaları,korkuları da olacaktır.Önemli olan onlarla baş edebilme yetilerimizdir. Kaçmak, saklanmak baş etmek değil uzaklaşmak bize ait olan gerçekleri bir toz misali üzerimizden silkelemekle eşdeğerdir. Ama keşke bunlar bir toz gibi bir hamlede silkelenebilse ve onları atabilsek. Danışanlarımızın çok büyük bir kısmı sürekli atlatmaktan, kurtulmaktan söz eder. Hepimiz yapabildiği ve baş etme yetisi olarak düşünmek istediğimiz iki ilkel yöntemdir bunlar. Kurtulmak; tanımsız bırakarak, yakayı kurtarmaktır. Bir daha ki yakalanma sürecine kadar. Veya çoğu insan hafızasını silebilecek bir yöntemin olup olmadığını sorar yada ''beyninin çıkarılıp alınmasını'' ve kendi düşüncelerinden kurtulma fantezilerinin hayalini kurar. Yani hayal içinde hayal yaşar. Çözmek, anlamak, çözümlemek, çatışmanın ne olduğunu bulmak çoğu insana yabancı kavramlardır. Çoğu insanda kendisini kişisel gelişim kitapları okuyarak tanıyacağını düşünür. Bu da bir yöntemdir. Fakat bilgi edinmek insanın içsel yolculuğunda donuk, hissetmeden yol alması demektir. Çözmek üzerinde çalışmakla birlikte giderse bir anlam ifade eder ve kalıcı olur. Nitekim duygular ,yaşantılar bir matematik problemi değil ,keskinliği olan ve iliklerimize kadar nüfuz eden malzemelerdir. Her kesin kişisel gelişimi kendi içindeki içsel malzeme ile olur. Herkesin bedeni ayrıdır. Herkes kendisine ''has'' ,''özel'' dir. Herkesin ''kimlik'' malzemesi kendi içindedir. Çalışma , gelişme, tanıma serüveni kendi içindekilerle, kendi öz yaşam öyküsüyle ve kendi çatışmalarının çözümü ile olacaktır. Bir başkasının duygusu bir başkasının geçmişini ve acısını açıklayamaz.

Kaliteli yaşamak, kendini tanıma çabasıyla anlama süreciyle ve bunların sonucunda kendisiyle karşılaşması ve buluşmasıyla mümkündür. İnsanların asıl hesaplaşmaları kendileriyledir. Kavgaları kızgınları kendi algıları, düşündükleri, içselleştirdikleriyle ilgilidir. Bizler anne ve babalarımıza, eşlerimize, arkadaşlarımıza kızarken bile içselleştirdiklerimiz kişilerle çatışıyor onlarla kavga ediyoruzdur. Bizler algılarıyla var olan, algıladıklarıyla yaşayan, algıladıkları ile hisseden, düşünen varlıklarız. Algı ise yorumdur. Yorumlamaktır. Bazen gerçekliği çarpıtmak, bazen üzerine katmak, bazen istediğimiz gibi anlamaktır. Gerçekliğin ne olduğunu bilmediğimiz gerçekliği olduğu gibi almak değildir. Sorunu kendimizde aramak ve içimize bakmak bizim haksız olduğumuzun ya da sorunlu olduğumuzun değil, erdemliliğimizin bir sonucudur.

Anlamak, anlaşılmayı; anlaşılmak kendimize ve öteki ile ilişkimize hizmet eden bir durumdur. Kendi rengimizi bilmek, renklerimizi tanımak yaşam kalitesini arttırır, içsel uyumu sağlar. İçsel uyumu sağlamış olan dışsal uyum için çaba sarf etmez. Çünkü dışsal, ötekilerle uyum içsel uyumumuzun yansımasıdır. Bu yüzden kendimizi tanımak, kendi rengimizi bilmek , ötekilerinin renklerinin bize bulaştığı durumlarda kendi rengimizi kaybetmemizi engeller ve bizi istikrarlı kılar. Böylece ötekilerin içsel çatışmaları bizim çatışmalarımızla karışmaz ve kendi sınırlarımızı korumuş oluruz.