İçinde kendini bulma umuduyla kocaman bir anlam denizine dalmaya hazır mısın? Ya da anlam denizine hiç dalmadan,''başkalarını suçlamak'' adlı patikalara dalıp kaçamaya devam mı edeceksin? Donmuş duygularının buzları çözüldüğünde aynı tazeliğini koruyan duygularının çoğu zaman acı tatlarını tatmaya hazır mısın?

Herkesin bir anlam tarifi,herkesin bir varoluş açıklaması,herkesin bir hedefi,tutmuş olduğu bir yol,çevrildiği ve takip ettiği bir yön vardır.Bazen başkalarının yolundan gider,başkalarının yönlerine ihtiyaç duyar ya da başkarının hayatını onların sorumluluğunda ama risk almadan yaşarız.Başkalarının arzularının kahyalığını yapar,kendi arzularımızı arzulamaktan korkarız.İstemek bir bedel,arzulamanın sonunun ölüm olduğunu düşünürüz.Yasaklardan hoşlanmadığıöız için istemekten vaz geçer sadece ihtiyaçlar dünyasında,güvenli bir çizgi film havasında yaşar ve hayallerimizde herşeyi mümkün kılar,otizm balonunda yaşarız.Olgunlaşmama pahasına çiğ ve tatasız bir hayatı yaşar,günlük hayatımızın hengamesi içine karışmış mutsuzluğu soluruz.

Daha sonrada havasızlıktan ,rutinden,alışkanlıklardan söz eder,kederleniriz.

Kimi zaman depresyon kıyısında gezinir,kimi zaman içine girer,çıkarız.Anlamın derinliğinden korkar,anlamsızlığın sığ sularında güvenli ama farkındalıksız dolaşırız.Evet sonunda 'dolaşır','düşünceler birbirine karışır' arap saçı olan düşünceler yumağında,tarifi ve tasarımı zor duygular karşısında karışırız.Sonra da bu karmaşayı kabullenir,kanıksar ''zaten hayat dediğin nedir ki' gibi yasal bir zemine koyar,benliği onun üzerine inşa eder,anlık rahatlama ve rahatlatmalara demir atarız.

Çoğu insan kendisiyle karşılaşmamak için türlü oyunlar icat eder yada icat edilmiş oyunları oynar,bir saklambaç misali kendisinden kaçarak,kendi kendisinin karşısına çıkamama cesaretsizliği içinde yaşayarak hayatını bitirir. Bir çok insanda zaten bunları bildiğini söyleyerek farkındalık kapılarını kapatır,gelişimlerini duraksatır.Anlamak; yorulmak,var olanı yıkmak,yeniyi inşa etmek ve bunları yapabilme cesareti gösterebilmektir.Cesaret,yürek diyorum evet 'anlamak','anlaşılmak','anlatmak ' zordur, Anlama giden yol 'söz' dür'sözcük' tür,' kelimeler' dir. Kelimelerin gücünde ve kelimelerin ardındaki duyguyu hissedebilmektir.Bizler olayları,yaşarken,birşeylere maruz kalırken,olaylar yaşanırken ve yaşarken yaşananların tazeliğinde hissederiz.Olarlar bitince unutulduğunu, geçtiğini düşünür ve '' his şalterleri''ni kapatırız.

Bazen rüyalarda o hisleri, bütün çıplaklığında hisseder,o hisleri en şiddetli,en yoğun,en canlı haliyle iliklerimize kadar yaşarız.Uyandığımızda ise o hislerin etkisinden çıkmamızda o kadar güç olur ki his bütün çıplaklığıyla bizi sarmış,sarmalamış olur bize düşense bilincin kurtarcılığınızda bir o kadar hızlı,uzağa kaçmak olur.Kurtulmak isteriz,çünkü hissetmemek kurtuluştur.Ve bilinçte o hisleri en etkisiz,savunmasız bırakacak hale getirir onları bize bulaşmayacak zırha sararız.Hissizleşmek kurtuluştur,çaresizliğe karşı çaredir.Hissizleşmek parmaklıkların ardında yaşamak gibi korunaklı ama izole,gidilebilecek alanı azaltan,dolaşılacak yeri daraltan ve içsel yolculuğu imaknsız kılandır.Bildik ,tanıdık yerlerde yaşar,aynı manzarayı ezberler,kısır bir hayal gücünü yapılandırır ve bıkmaya kapğı açarsınız.

Nihayetinde anlamı sorgulamak,anlama ihtiyacı hastalıkların bünyesinde kendilerini göstermek zorunda kalırlar.Sormak,sorgulamak,soruşturmakhastalığın pençesinde büyük bir yorgunluk ve acı içerisinde gerçekleşmeye başlar ama devam edemez.

Farkındalık kazanmak ,farkındalıktan kaçmak, kendinden kaçmak insana özgüdür. Bazen ülke değiştirmek bazen şehir ve iş dekor üzerinde yapılan değişiklerden başka bir şey değildir. Dekor değişir ,dekorun ardındaki kalır.

Son yıllarda çoğu insan aslında kaçtığını ne kadar çok telaffuz eder. Sanki bir itiraftır. Ama bu sadece gerçek içgörüye karşı oluşturulmuş yalancı iç görüden başka bir şey değildir .Mesela uykunun bir kaçış olduğundan, yaşamlarındaki değişiklerin bir kaçış olduklarından söz edip dururlar .Farkında olmanın farkındalığını yaşamadan kaçmaya devam ederler. Hem kaçarlar hem söylerler. Bazıları alkole kaçar, bazıları uyuşturucuya, çoğu insanda bunların dışında uyuşacak ve kendilerini uyuşturacak bir şeyler bulurlar kendilerine.. Ve söze kendimi uyuşturduğumun farkınayım diye başlayıp aynı cümleyle bitirirler..Bu noktada ne yapacağını bilememenin çaresizliği, farkında olmanın sağlayacağı bilgeliğin bilgisini reddererek klişe ve kısır döngü düşüncelerin tutsaklığında ya da benzer ve yasal duyguların boyunduruğunda yaşıyormuş gibi yaparak yol alırlar...

Bizi hayvandan ayıranın bilincinde olduğunun bilincinde olmanın dışında farkında olmanın farkındalığını yaşayabilme özelliği ve özerkliğidir .Burada bilgili olmaktan ya da bilgi edinmekten söz etmiyorum ,insanın kendisini düşünceleriyle, duygularıyla ve duygulanımlarıyla harmanlanmış kavrayabilme yetisinden söz ediyorum. Kendilerini rüyalarda ,ilişkilerde, söylemek isteyipte sansürleyip söyleyemediklerinde, yapmak isteyipte yapamadıklarında, söyleyecekken susmak, susacakken söylemek zorunda kalışlarında ,geçmişinde, geçmiş çatışmalarında ,geçmişten bugüne yansımalarda, ötekine yansıttıklarında, ötekinden kendisine 'mal' ettiklerinde ,isteklerinde, arzularında ,ihtiyaçlarında, bilmek istemediklerinde, cesaret edemediklerine ve gözü kara kahramanlıklarında ,bağımlılıklarında yada bağımsız olduğunu söylediği nara'larında bulabilirler.

İnsanların kendilerini bulabilecekleri bakacak yerler o kadar çeşitlidir ki, bakacağın yerler cesaret silahıyla bulacakları, kaybedeceklerinden daha fazladır. Buraya kadar söylediklerim insanın kendi içsel yolculuğuna çıkmaya karar verdiğinde görebileceği manzaralardır.

Yolculuklar heyecanlı, eğlenceli ,sürprizlerle dolu ,bazen beklenmedik olaylar, beklenmedik gelişmeler, kontrol dışı yaşantılar, korkular, heyecanlar, iliklerinize kadar hissedebileceğiniz duygular, karışık ve karmaşık düşünceler, yaratıcı düşünceler ,keşfin tadı, yeni yerleri görmenin bilgeliği ,zamanı değerlendirmenin ve yaşamı renklendirmenin zenginliği..

Kimlik onarımı, kendiliği inşa etmek, kendi kişisel tarihi yeniden yazmak yaşadıklarını ve yaşamış olduklarını anlayabilmekle mümkündür. Yaşamış olduklarını anlayabilmek, geçmişi dinlemekle mümkündür çünkü geçmiş dinlendikçe dinlenir ve bu günün yakasını bırakır. Geçmişi inkar etmek temeli yok saymak demektir .Burada çocukluğa inmekten ziyade günlük hayatımız içerisinde yaşadığımız ilişkilerde geçmişin esintileriyle hatta bazen şiddetli fırtınalarıyla karşılaşabileceğinizden söz ediyorum. Esintiyi fırtınaya dönüşmeden engellemek kolaydır ama fırtınayı esinti değil çoğu zaman yıkım yaratır. Bizler inkar ederek, yok sayarak, geçiştirerek, görmezden gelerek çoğu şeylerin üstesinden geldiğimizi düşünür, baş ettiğimizi zannederiz baş ettiğimiz çatışmalarımız değil, anlık susturduğumuz kaygılarımızdır. Susturulan kaygılar, görmezlikten gelip anlaşılmayan istekler çığlık atakları şeklinde karşımıza gelirler ve çığlıklar karşısında çocuk çaresizliği içinde kalır, çaresizliğin dizgininde yolumuza yokluklarla, tatsız bir şeklide devam ederiz.