Hiç kimse ayrılmak için bir ilişkiye başlamadığı gibi hiç bir ilişkinin de sonsuza kadar süreceğine dair bir garanti yoktur. Tanışırız, tanıştırılırız, flört ederiz, çıkarız, sözde tanımaya çalışırız. Bu tanımlanan süreçlerde birazda genel hatlarıyla ne hissettiğimize bakarız. Hiç bir zaman tanıyamayız ve tanıyamayacağız. Çünkü insan stabil değil, değişken, oynak bir varlıktır. Değişir, değiştirir, ortama göre hareket eder, uyum sağlamaya çalışır, uyum sağlar, belli bir zaman sonra uyum sağlamak için başka bir ortam oluşur ve ona da ayak uydurmaya çalışırız. İnsanlar duygulardan, düşüncelerden oluşmuştur ve bu duyguların iniş çıkarlarını dengelemeye çalışarak yaşar. Yani bizler hem kendimizi dengelemeye hem karşımızdakini dengelemeye ve belirli bir müddet ona ayak uydurmaya çalışmakla yaşarız. Bedenimizdeki değişikliklere, hormonal değişimlere, zamana, karşımızdakine karşımızdakinin çevresine ve kendi içsel ve dışsal olana uymaya ve uydurmaya çalışırız.En istikrarlı olanımız bile bazen istikrarsızlaşır ve değişime ,değişkenlere ihtiyaç duyarız.

İlişkiler aksi bir durum olmadıkça tutku ile başlar, tutku bağlılığa dönüşür, bağlılık bağımlığa bazen alışkanlığa bazen alternatifsizliğin sonucu mecburiyete ya da kültürel ve geleneksel dayatmalara göre şekil alır. İlişki karmaşık bir yapıdır.Ve bu yapı zamanla oluşur. Üzerine katarak,sağlamlaştırarak, ekleyerek… Çünkü ilişkileri insanlar oluşturduğuna göre ilişkilerde statik değil dinamik ve oynak yapılardır.

Her ilişki belli bir süreç içinde değişime uğrar dinamikleri değişir, yapı farklılaşır ve bireylerin kendilerinin oluşturmuş oldukları bu yapıya ayak uydurmaları zor olur.Yani kendisinden yansıyanları yaşamak zor olabilir. Hatta bırakın yaşamayı, katlanabilmek zorlaşır. İlişkilerde yakınlaştıkça kendimizi görmeye başlarız kendimize tanık olmaya başlarız bizler karşımızdakine tahammül edemediğimizi düşünsek de bazen kendimize, kendi gerçekliğimize tahammül edemeyiz ve bu kötü olan tarafınmızı yansıtmakla meşgul olmaya başlarız. Yansıttıklarımız ve yansıtılanların içinde kendimizle karşılaştığımız gibi karşılaştığımız kendiliğimiz sonrasında kendimize yabancılaşırız.Bu da bizim zihnimizi karıştırır ve bizi kaosa iter. Kaos yaşadıkça suçlama davranışımız artar.

Her zaman mutlu bir evlilik nasıl olur onun üzerinde durmaktayız peki mutlu bir ayrılık nasıl olmalı ? kötü sonlardan hoşlanmadığımız için kötü sonların tarzları ile ilgilenmeyi keseriz. Oysaki insanların zihinleri evlenirken den daha fazla boşanırken ya da ayrılma sürecinde daha çok karışır ve depresif olurlar. Bizler neden ayrılmayı bilmiyoruz? Bizler neden olmayan ve yürümeyecek olanın karşısında ısrar ediyoruz? Bizler neden bırakmanın yanında bırakılmayı hazmetmeyi bilmiyoruz ? Neden bir ilişkinin devamı konusunda garantisi varmış gibi hareket ederiz? Terk edilme korkuları neden bu kadar hayatımıza hakim olur? Ya da çok uç örneklerde olduğu gibi terk edilen bir insan neden öz yıkıma kadar gidebilir? Ayrılmak neden bu kadar sancılı olmak zorunda ?

Ayrılabilmeye bizi hazırlayan ve verdiğimiz reaksiyonların şiddetini belirleyen ilk dönem anne çocuk ilişkisinde aranmalıdır. Bir anne ilişkiyi ,ilişki kurabilmeyi, sakinleştirebilmeyi ve bazı çocukta olmayan uyarı kalkanlarını çocuğuna ödünç veriri. Korunmayı, beslenmeyi, ihtiyaç gidermeyi,, hayal kırıklıklarına tahahmül edebilmeyi, duyguları ifade edebilmeyi, ağlayabilmeyi, düşünebilmeyi, duygulanabilmeyi annemizden öğreniriz. İyi bir anne aynı zamanda bebeğine ve daha sonra çocuğuna ayrılabilmeyi de öğretir.Asıl ve önemli olan budur. Bir bebek için ilk nesne olan annenin hayati değeri vardır. Ağladığında yanına gelen, acıktığında karnını doyurun , ihtiyaçlarını zamanında ve doğru bir şekilde karşılayan , yaşamını düzenlemeyi öğreten odur. Sağlıklı gerçekleşmiş bir anne çocuk ilişkisinde bireyler yetişkinliklerinde üzülebilmeyi ve gerektiğinde yas tutup kabullenebilmeyi öğrenirler.Üzülmeyi öğrenmeyen, yas tutamayan, duygularını dışa vurmayı öğrenmemiş olan geçiştirir ama ayrılık anında çok büyük tepkiler verir.Onun için ayrılık ölümle eş değerdir. Ayrılmak bir son , yok oluş gibi algılanır. Ayrılıkla yokluk ve yokluk eş değerdir.Ayrılmak ya da terk edilmek kendiliğin zedelenmesi ve benliğin hasar alması demektir.Tabi ki hiç bir insan terk edilmekten,bırakılmaktan hoşlanmaz ve bununla baş etmesi güçtür.Baş etme güçlüğü yaşamak ayrı bunu bir yaşamsal olay gibi algılamak başka bir şeydir. Bir tanesi doğal insan tabiatıyla uyumlu diğeri ise uyumsuz ve hastalıklı olandır. Bu yüzden ayrılabilmek konusunda başarılı olmak, ilişkinin temellerinin nasıl atıldığına , nasıl anlamlar atfedildiğine ve çocuksu ihtiyaçların ve doyurulmamışlıkların şiddetine bağlıdır. Ayrılabilen yas tutmayı becerebilen yoluna devam edebilendir. Yas tutmayı beceremeyen ise yas yerine ikame sevgililer koyarak yas sürecini daima erteler. Yas bazen kaçınılmazdır.

Bağımlı kişilik yapıları ayrılık konusunda ciddi reaksiyon verirler. Bağımlı yapılar genel itibariyle anneleri tarafından sürekli kaygılı ve endişeli büyütülmiüş, annenin yaşamsal kaygıları ile yoğrulmuş, kendi benliğinden ziyade annesinin arzularının temsilcisi olan bireyler, ayrılmayı o kişiden ayrılma durumunu onu tamamen kaybetmek ve onun yok olması gibi sancılı yaşarlar. Öteki ile kurdukları bağ , tıpkı bir bebekle anne arasındaki göbek kordonu haline gelmiş ve oradan bütün hayati ihtiyaçlarını almakta olduğu düşüncesiyle hareket eder ve ayrılmanın gerçekten onu yaşamsal bağdan kopacakmış gibi yaşamasına neden olur. Ta ki bir başkası ile bu kordonu kurana kadar. Yaşam kaynağı olarak algılar ve, neredeyse tanrısal anlamlar atfeder. Bir bebek gibi davranır ve birlikte olduğu kişiye tıpkı bir zamanlar annesinde yaşadığı gibi tanrı/kul ilişkisi yaşar.Çünkü bir bebek için anne her şey demektir. Yetişkin ve anne çocuk ilişkisi daha sağlıklı ve doyumlu yaşayan bireyler ayrılma konusunda daha becerikli olup asıl kaliteli ve doyumlu ilişkileri kuranlardır. Bağımlı ilişkiler doyumlu değil, bağlayıcı ve yoksun bırakan ilişkilerdir.

Bir insanın çocukken hatta bebeklikten itibaren anne çocuk ilişkisinin yansımaları yetişkinlik yaşamında üç tür bağlanma biçimi olarak gerçekleşir.

Güvenli bağlananlar ;Sağlıklı anne çocuk ilişkisi

Kaygılı ve kararsız bağlanma; kaygısı yoğun ve sakinleştiremeyen,kriz müdahalesi iyi olmayan annelerin çocuklarının bağlanma türü.

Kaçıngan, bağlanma; ağır patolojik anne çocuk ilişkilerinin sonucu oluşan bağlanma problemleri.

Güvenli Bağlanma

  • Eşlerine kolaylıkla yaklaşabilir ve onlara bağlı olmaktan da mutludur
  • Terk edilme ve insanların onlara onların istediğinden daha fazla yakınlaşmaları yönünde kaygıları yoktur
  • Uzun süreli ilişki kurarlar
  • Hem kendilerine hem de diğer insanlara duydukları saygı ve güven yüksektir
  • Stres altındayken sosyal destek ararlar
  • Kendilerini açmaktan ve diğer insanların da kendilerini onlara açmalarından hoşlanırlar
  • Kişiler arası ilişkilerinde olumlu, iyimser/yapıcıdırlar
  • Daha az fiziksel rahatsızlık belirtileri ve ölüm korkusu gösterirler
  • Eşlerine karşı çok daha affedici ve empatiktirler

Kaygılı ve Kararsız Bağlanma

  • Eşlerine onların olduğundan daha fazla oranda yakınlaşma ihtiyacındadırlar, bununla birlikte, eşlerini de kendilerine yeterince yakın olmamakla suçlarlar
  • Terk edilme korkusu
  • İlişkiler derin bir biçimde yaşanmakla birlikte kısa sürelidir
  • İlişkilerinde beklentilerinin karşılanmadığı duygusu ve doyumsuzluk yaşarlar, eşlerinin davranışlarına karşı da kötümser bir bakış açısına sahiptirler
  • Bir kayıp (ölüm, ayrılık ya da boşanma gibi) sonrası yoğun bir acı duyarlar
  • Kendilik saygıları değişkenlik gösterir
  • Cinsel birleşmeden ziyade sarılıp uyuma tarzında bir cinsel yaşam yönelimi gösterirler
  • Başarı hayalleri kurarlar, ancak belirli bir performansı göstermekte güçlük çekerler
  • Yeme bozukluklarına eğilimlidirler
  • Ebeveynlerini zorba ve adaletsiz olarak değerlendirirler
  • Sosyal ilişkilerinde reddedilme kaygısı gösterirler
  • Kişilerarası ilişkilerde yoğun bir öfke yaşarlar
  • Ayrılık ve ölüm korkusu baskındır
  • Aşırı kaygılı, eşe odaklı, eşlerini kontrol etmeye yönelik davranışlar, ilişkinin sona ermesine karşı aşırı duyarlıdırlar
  • Duygusal iniş çıkışlar
  • Karşılarındakilerin duygusal ifadelerine ve beden dili hareketlerine daha duyarlıdırlar
  • Cinsel ilişkileri, duygusal yakınlık ihtiyacı, onaylanma ihtiyacı, eşlerden destek/bakım alma ihtiyacı ya da eşlerinin öfkesinden korkma gibi nedenler etrafında şekillenir.

Kaçınan Bağlanma

  • Eşlerine güven duymazlar
  • İnsanların kendilerine bağlanmış olduğu duygusu gerginlik yaratır
  • İlişkilerine son derece sınırlı oranda yatırım yaparlar
  • Eşleriyle cinsel ilişki sırasında bir başka insanı düşlerler, ayrıca bir aşk yaşantısı olmadan cinsel ilişkiye girme eğilimi de yüksektir
  • Ebeveynlerini azarlayıcı ve reddedici olarak görme eğilimindedirler
  • Kendi kendine yetebilme duygusunu zorlayan ve tutum değişimi tehlikesi taşıyan her türlü yeni bilgiyi reddederler
  • Stres altındayken yalnız kalmayı tercih ederler, eşleri stres altındayken de ondan uzaklaşırlar
  • Her türlü sosyal ilişkiyi sıkıcı ve gereksiz bulurlar.
  • İlişkilerini olumsuz bir biçimde hatırlama eğilimi gösterirler
  • Kendilerini açmazlar, diğer insanların da kendilerini onlara açmalarından rahatsızlık duyarlar.
  • Eşe destek/yakın olma, sosyal zorunluluklar ya da karşısındakinden birtakım ödüller alma amacıyla yapılır. Ebeveyn olmayı en az oranda arzulayan ve olduklarında da bundan en az oranda doyum sağlayan gruptur.
  • Eşe yönelik yoğun öfke ve saldırganlık gibi olumsuz davranışlar, kendilerinden daha fazla oranda yakınlık bekleyen eşi “bastırmak” için bir araç işlevi görür
  • Çocukluk dönemine ait olan olayları hatırlamakta güçlük çekerler (üzüntü-reddedilmişlik, mutluluk-fazlasıyla yakınlık)
  • Bir kayıp sonrası en fazla oranda bedensel şikayetlerde bulunurlar
  • Bir gecelik cinsel ilişki yaşama oranı yüksektir