Her canlıda temel olarak bulunan hayatta kalma içgüdüsü söz konusudur. Ortaya çıkan tehlike ya da sorunlar karşısında, biyolojik bir tepki olarak vücut tarafından hayatta kalma içgüdüsü devreye girmekte ve potansiyel tehlikeye karşı bir korunma sistemi olarak kaygı, diğer adıyla anksiyete oluşmaktadır. Kaygı, sorunlar ve tehlikeler karşısında zihnimiz tarafından oluşturulan erken uyarı sistemi olarak tanımlanabilmektedir.

Kaygı, geçmişte hayatta kalmak amacıyla fiziksel tehlikeler karşısında ortaya çıkan bir zihinsel alarm kökenine sahip olsa da günümüzde, zihnimizdeki olumsuz bir düşünce ile tetiklenebilen yapıdadır.

Kaygı Nedir?

Kaygı, genel olarak “nedeni bilinmeyen korku hali” şeklinde tarif edilen bir duygulanım şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaygı tanımının temel unsurlarını şu şekilde sıralayabilmekteyiz;

  • Olası ya da potansiyel bir tehdit beklentisi ile birlikte gelişen “kontrol edilemezlik” duygusu
  • Kontrol edilemezlik duygusuyla oluşan ve bedensel belirtileri gözlemlenen gerilim hali
  • Belirgin şekilde ortaya çıkan olumsuz duygulanım hali
  • Olumsuz duygulanım halinin gelecek yönelimli gerçekleşmesi durumu

Kaygının tarifinde ifade edilen unsurların, korku duygusuna benzer nitelikte olduğu gözlemlenmektedir. Ancak korku ve kaygı arasındaki temel farkı; korkunun nedeninin bilinememesi oluşturmaktadır. Kaygı bozukluğu gözlemlenen kişiler, “neden korkuyorum” sorusuna cevap vermemektedir.

Neden Korkuyorum?

Vücudumuzun sağlığı ile ilgili herhangi bir sorun oluşması durumunda, vücudumuzda sorun kaynaklı ağrılar meydana gelmektedir. Bu durum ruhsal sağlığımız için de aynı şekilde işleyiş göstermektedir. Nedeni bilinemeyen bir korku durumu ve olumsuz duygulanımı kaçınılmaz kılan kaygı, ruhsal dengemizi zorlayan bir duruma işaret etmektedir. Ruhsal sağlığa karşı zihin tarafından algılanan bir potansiyel tehdit unsuru, vücutta kendini kaygı ile göstermektedir.

Kaygı Bozukluğu Nedir?

Kaygı hafif ya da orta düzeyde oluştuğu zaman, daha uygun ve hızlı tepkiler geliştirmemizi, daha iyi anlamamızı sağlamakta, başa çıkma becerilerimizin gelişmesini sağlamaktadır. Ancak süregelen düzeyde kaygı ile kişide plan yapma kapasitesi azalmakta, uygun yargılama, becerileri kullanma, yararlı bilgiyi kavrama engellenebilmekte, düşünme ve eyleme geçme ketlenebilmektedir.

Kişide kaygı bozukluğunun patolojik boyutunu belirleyen üç temel ölçüt şu şekilde sıralanabilmektedir;

  • Günlük hayatı etkileyecek boyutlara ulaşması ve işlevselliği bozması
  • Şiddeti tetiklemesi
  • Süre

Kaygı bozukluğu, olağan durumlar karşısında akılcı olamama hatta orantısız davranma ile kendisini belirgin olarak ortaya koymaktadır. Olumsuz duygu durumlarının kontrol edilmesinde güçlük yaşanması, kaçınma ve kaçmaya yönlendirmesi, günlük etkinlikleri engellemesi de ruhsal olarak yaşanan zorlanmaya işaret etmektedir.

İlişkiler ve Kaygı Bozuklukları

Kaygı bozukluğu söz konusu olan kişilerin kurduğu ilişkiler, sürekli içinde bulundukları olumsuz duygulanım sebebiyle, sağlıklı insanlara göre daha sağlıksız ve kötü bir işleyişe sahiptir.

  • Kaygı bozukluğu, kişide panik bozukluğu beraberinde getirmektedir. Sürekli devam eden panik bozukluk ve tasalanma halinin ilişkilere yansımaları genel itibariyle olumsuz olmaktadır. Nedeni bilinemeyen korkunun getirdiği tasa, kurulan ilişkilerde gerilim anlamına gelmektedir. İlişkilerde sürekli gerilim bulunması, sağlıklı bir iletişimi zorlaştırmakta hatta ilerleyen süreçlerde imkansız hale getirebilmektedir.
  • Kaygı bozukluğunun sürekliliği, enerjinin düşmesine sebep olmaktadır. Artan kaygı seviyesi, gün içerisinde ihtiyaç duyulan enerjinin düşmesine sebep olmakta, dolayısıyla motivasyonun düşmesine sebep olmaktadır. İlişkiler, olumsuzluklara ortak olmak kadar birlikte keyif alınan şeylerin toplamından meydana gelmektedir. Sürekli düşük bir motivasyon hali, ilişkilerde paylaşımın azalmasına sebep olmaktadır.
  • Kaygı bozukluğu, üretkenliğe zarar vermektedir. Üretmek, en bilindik tanımıyla kişinin varlığını olumlaması ve somut hale getirmesidir. Üretmenin kişinin dünyasındaki karşılığı, kendini ifade etmesidir. Dolayısıyla kaygı bozukluğu, kişinin kendini ifade etme zorluğu yaşamasına sebep olmaktadır. İlişkiler, kişilerin karşılıklı olarak kendilerini ifade edebilmeleri ile sağlıklı bir işleyiş göstermektedir.
  • Kaygı bozukluğu, olumsuz değerlendirilme korkusunu beraberinde getirmektedir. Olumsuz değerlendirilme korkusu yaşayan kişide şiddet, zor kullanma, fiziksel saldırganlık gibi durumlara sebep olabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre kaygı bozukluğu, özellikle erkeklerde, insanlar tarafından olumsuz yargılanma korkusuyla birlikte saldırganlığa sebep olabilmektedir. Şiddetin her türlüsünün ilişkilerde oluşturacağı yıkıcı etkiler, kaygı bozukluğu bulunan kişilerin ilişkilerinde de gerçekleşmesi yüksek bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır.
  • Kaygı bozukluğunun yoğun nitelikte yaşandığı durumlarda, kişide sosyal anksiyete gözlemlenme olasılığı bulunmaktadır. Sosyal anksiyete, ilişkilerde güven ilişkisinin kurulmasını zorlaştırmakta, sağlıklı iletişim gerçekleştirilmesini engellemekte, gerilim ve şiddet unsurunu tetikleyen etkilerin ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir.