Evliliği iki bireyin kendi kişisel görüşlerini, değerlerini, kişilik özelliklerini, kişilik problematiklarini, davranış kalıplarını yanında getirdiği bir birleşme şeklinde tanımlarsak, bu farklılıklar evlilik sürecinde şu veya bu nedenle aksamalara, tıkanmalara ve nihayetinde evlilik sürecini ve evlilik sğrecini yaşayan bireyleri hareket edemez, karar alamaz, düşünemez hale getiren kikitlenelere sebep olması kaçınılmaz olabilir.

Kilitlenmelere neden olan çatışmalardan, çatışmanın yaşanmasından ziyade çatışmanın yoğunluğu, karmaşıklığına bağlıdır. Çünkü her çatışma ilişki sorunu yaratmaz aksine bazen ilişkiyi yapılandırmaya da yarayabilir.

Her evlilikte çiftler benzer nitelikte olan bazı sorunlara, sorulara, anlaşmazlıklara takılırlar ve bazen yıllarca aynı konu ya da konular üzerinde tartışıp dururlar. Sürekli o konu/konular üzerinde konuşmaya başlarlar ve bu konuşmalar çok kısa bir süre sonra kavgaya dönüşür ve çözümlenmeden kavga ile sonlanır ama bu konu ve konuların çözümü ertelenir ve yapıcı  bir noktaya varılamaz. Burada anahtar kelime kavga etmek değil , sürekli aynı konuya takılmış olmaktır.

Nitekim mutlu diyebileceğimiz çiftler bile birbirlerine bağırıp çağırabilirler, seslerini yükseltebilirler aksini düşünmek ütopik olur. Bu tip zaman zaman ortaya çıkan hararetli tartışmalar, bağrışmalar evliliğe zarar vermez.  

Burada önemli olan tartışma esnasında hatta bağırışma esnasında çiftlerin birbirine takındığı tutum ve tavırdır.Bundan kasıt, olayla bağlatısı olmayan ya da o anda anlaşmazlığa neden olan durumla aşağılamayı, küçümsemeyi, alay etme ve sert/ağır eleştiriyi, sürekli birbirine karşı savunma durumunu ilişkilendirme çabası ve bunun sonucu olarak da  tartışmayı yıkıcı bir duruma götürmektir..Çünkü yapılan ağır eleştiri, alaycı tutum, aşağılama ve hor gören bakışlar çözümsüzlüğe götüren işte bu noktada ''incir kabuğunu'' şiddetli   dönüştüren unsurlardır.

Çift terapisi görüşmelerinde sıklıkla duyduğumuz, ''geçmişten gelen birikimler'' ifadesi aslında geçmişten gelen çözümlenmemiş, inkar edilmiş anlaşmazlık durumlarının nasıl ''hasır altı'' edilerek ilişkinin o noktaya kadar gelmiş olduğudur. Görmezden gelmek, partnerin söylediklerinin dikkate alınmamı durumları da bir nevi onun varlığının yok sayılması , aşağılanması, ve küçümsenmesinin açık ispatıdır. Çiftleri birbirlerine karşı düşamanlaştıran ve çileden çıkartan en öenmli neden ise '' dinlenilmemiş olmak' tır.Bunun anlamı ise yok sayılmak, var olarak reddedilmiş olmaktır.

        OLUMSUZ                                                    OLUMLU

''Sen zaten hep böylesin'' ,                 '' Genelde böyle olmadığın halde''

''Sorumsuzsun zaten''                         '' Aslında sorumsuz bir değilsin''

''Senden bir şey olmaz''                      '' Bu noktada zorlanıyorsun''

 ''Her şey senin yüzünden''                 '' Ortada suçlanacak bir durum yok''

''Bu evliliği bu hale getiren sensin''   '' Evliliğimiz neden bu halde''

 ''Çabalamıyorsun''                              '' Çabaladığının farkındayım''

gibi sayabileceğimiz yüzlerce ifade nin içinde suçlama , aşagılama, karşısındakini kendisini yetersiz hissettirme gibi durumlar zaten ilşkiyi uçuruma götüren ifade biçimleridir.

Kilitlenme durumlarında çiftlerden birinin psikolojik ya da psikiyatrik sorunları her ne kadar zorlayıcı bir durum dahi olsa o ilşkinin nasıl kurulduğu, ilişkinin dinamikleri, ihtiyaçların karşılıklı giderilme durumlarının tatmini zorlayıcı durumları hafifletebilir. Önemli olan ilşkinin hastalanıp hastalanmadığıdır.