Birçok kadın hangi kültürde olursa olsun evliliklerinde kendilerini yalnız hissettiklerini belirtiler. Bu yalnızlık duygusunu ifade eden kadınların yalnız hissettikleri yönündeki ifadelerine ek olarak evliliklerde özel alanın olması gerektiğine inandıklarını ama bu özel alanın varlığının da aile olmayı unutturmaması gerektiği yönündeki inançlarıdır. Zaman ilerledikçe eşler arasındaki paylaşıma engel olan etkenlerde değişmekte ve farklılaşmaktadır. Bundan yirmi sene önce eşim pijama, terlik ve elinde kumanda ile beni ihmal ediyor ve benimle bir şey paylaşmıyor derken artık günümde sosyal medya ve diğer teknolojik unsurların etkisinden şikayet etmeye başlamaktadırlar. Ama süreçte ihmale neden olan unsurlar zamanla, zamana uygun olarak değişse de sonuç kadınların evlilik içerisinde kendilerini yalnız hissetmeleri olmaktadır. Yalnızlık duygusu paylaşım ihtiyacı, duygu alışverişi, bir şeyler tartışabilme yani aslında bir birlikteliğin olduğuna dair belirtileri içermektedir. Yalnızlık duygusu ile birlikte önemsenmemek, arka plana itildiğini hissetmek, ilgisizlik ve eş olarak haksızlığa uğradığını düşünen ve bunu yaşayan kadın sayısı az değildir. Yalnız hissetmek bir ötekinin varlığına rağmen paylaşamamak, kendini ifade edecek birini bulamamak, dinlenmiyor olmak ve neticede görülmüyor olmanın verdiği varoluşsal sorgulamalar doğurmaktadır.

Unutulduğunu hisseden kadın belli bir süreden sonra bu yalnızlığı hissetmeye başlar bunu anlatmaya çalışır, bu uğraş genelde olumlu sonuçlanmaz. Süreç bu şekilde devam ettikçe kadın düzeninin bozulmaması adına evliliği ya da ilişkiyi sürdürür. Düzen insanlar için önemlidir, düzenin koruyucu ve yapılandırılmış bir tarafı vardır. Çünkü insanların ayrılma/ayrılabilme süreçleri ile evlenme süreçleri kadar kolay ve eğlenceli değildir.

Evli çiftlerde daha çok kadınlar ayrılmanın getireceği zorluklardan ötürü düzeni devam ettirme  limanına sığınırlar.(Kadının anaç tutumu, anne oluşu etkenleri önemli) Bu durumda bir değişiklik olmadığı takdirde ise çok acılı, sancılı da olsa boşanma söylemleri artmaya başlar.

‘’Biz olamıyoruz, biz diye bir şey yok, bizler zamanımızı ayrı ayrı geçiriyoruz, onu yanımda hissetmiyorum, yanımda olsa bile aslında yanımda olmadığını hissediyorum’’ gibi düşünceler ve yakınmalar çok yoğun yaşanmaktadır. Tabi ki bu noktada evlilik ya da beraberlik diğer yakın oldu var sayılan ya da en azından daha çok birlikte zaman geçiren yakındaki çiftlere imrenilmeye ve neden onlar gibi yaşayamadıkları sorgulanmaya ve kıyaslamaya neden olur. Yalnız hissetmek güvende olmadığınızı, desteksiz ve dayanaksız olduğunuzu hissettirmeye başlar. Sorunu kadınlar kendi cazibelerinde, kadınsılıklarında aramaya başlamaktadırlar.  Yeterince çekici olup olmadıklarını sorgularlar ve eskisi gibi çekici olmanın yollarını aramaya başlarlar. Amaç, neden görülmediklerine ya da önemsenmediklerine dair bir ip ucu elde etme çabalarıdır. Kadınların kendince bu ilgisizlik, uzaklaşma, umursanmama , görülmeme ve neticede yalnız kalmalarına neden olan her davranışın nedenini tüm çaba ve sorgulamalarına rağmen kendince anlayamadığı  noktada eşine yönelttiğinde ise genelde ‘’kocası/erkek arkadaşı tarafından  aslında her şeyin normal olduğunu kendisinin kuruntu yaptığına ya da çok fazla ilgi istediğine’’ dair bir açıklamayı işittiği durumda ise yalnızlığın üzerine ,anlaşılamama gibi bir duygu/ düşünce eklendiğinde durum daha da çaresizlik yaratmaya ve vaz geçmek , beklemek ama almaya dair umudun yitirilmesine dair sarmalın içinde dönme süreci başlar. Bu durumda bir insanı çok rahat depresif sürece götürebilir. Yalnızlık hissi anlaşılmak duygu ve düşünceleri belli bir zaman sonra cinsel hayata yansımaya başlar. Cinsellikten gittikçe uzaklaşılır, cinsel isteksizlik , disparoni(ağrılı cinsel ilişki) gibi cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Bunların açıklaması ise kadın tarafından gayet net ifade edilir, ‘’ cinsellik benim için duygu ile gelen bir şey, hiçbir şey olmamış gibi, beni önemsemeyen bir kişi ile birlikte olamam’’.

İşte bu noktada aslında ilişkide bir problem olduğunu düşünmeyen, her şeyin zaten yolunda olduğunu, başka türlü nasıl olması gerektiğine dair bir fikri olmadığını söyleyen erkek devreye girer. Çünkü cinsellik askıya alınmıştır.  Bu noktada hala eşinin ne hissettiğini anlamakta zorlanan erkek eşini ikna etmeye ya da geçici çözümler üretmeye başlar. Bu girişimlerde olumlu sonuçlanmayınca öfke duygusu hakim olmaya başlar, öfke bütün yıkıcılığıyla hüküm sürdükten sonra erkek te çoğu zaman cinsellikten vaz geçer ve çift terapisine  bu tarz problematiği olan danışanlar uzun zamandan beri cinselliğimiz yok cümlesini de muhakkak eklerler. Halbuki cinsel isteksizlik, cinsel işlev bozuklukları genelde ilişkilerdeki duygusal akşamların bir sonucudur.