Kendine keserek zarar verme davranışı gibi, yeme bozuklukları çok eski çağlardan beri insan hayatında var olmuştur. Özellikle kendini aç bırakma davranışı ortaçağa hatta antik çağlara kadar gitmektedir.

Bu problem twiggy inceliğine sahip olmak, ve spor salonundan çıkmamak özellikle son otuz yıldır kültürel takıntı haline gelmiş ve adeta salgın bir hal almıştır.

Amerika bileşik devletlerinde tahmini olarak, seksen milyon Amerikan kadının yüzde doksanında anoreksiyadan, bulimia dan ve diğer patolojik yeme bozukluğundan muzdarip oldukları saptanmıştır. Gerçekte, gıda , ağırlık gibi kavramlar Amerikan kadınlarının yüzde yetmişinin hayatının içinde var olmakta ve yine aynı oranda da bu kadınların yaşamları boyunca diyet yaptıkları görülmüştür.

Yüksekokul öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmalarda, araştırmaya katılan öğrencilerin üçte ikisinin diyet yaptığı fakat bu diyet yapan öğrencilerin sadece yüzde yirmisinin aşrı kilolu oldukları saptanmıştır.

Çok sayıda yapılan araştırmada elde edilen bulgulara göre ise, kendilerine keserek zarar veren bireylerin kimi araştırmada araştırmaya katılanların %35 inde kimi araştırmaya katılanların % 80 inde yeme bozukluğu saptanmıştır. Araştırmadan araştırmaya değişse de % 35 önemli, dikkate değer bir orandır. Yani kendine keserek zarar verme ile yeme bozukluğu(bulimia nevroza ve anoreksiya nevroza) arasında bağlantı bulunmuştur.

Armando Favazza ve Karen Centorio nun yaptığı araştırmalarda ise 240 kişilik bir araştırmada ise bu 240 kişinin en az yarısının anoreksik ya da bulimik olduğu görülmüştür. Strong un yaptığı araştırmalardan bir tanesinde ise, kendine zarar verenlerle yapılan bir röportajda, röportaja katılanların yaklaşık yüzde seksenin de aşırı yeme, yeme kısıtlamaları gibi problemler tanımlamışlardır.

Kendine keserek zarar verme özellikle bulimik hastaların %25 ila % 75 arasında değişen oranlarda saptanmıştır.

Örneğin meşhurlar arasında olan Prenses Diana hem kendine keserek zarar veren hem de yeme bozukluğu olanlara bir örnek gösterilebilir. 18 sekizinci yüzyılın ikinci yarısında edebiyat alanının önde gelen figürlerinden Dr. Samuel Johnson hayatı botunca kendisi bulimikti vbe kendisine keserek ve vurarak fiziksel zarar veriyordu. Edebi başarılarına rağmen ciddi öfke nöbetleri, en acımasızca kendisine dönük eleştiriler, melankolik in intihar teşebbüsleri söz konusu idi.

Yazarın biyografisine bakıldığında, annesinin cinsellikle ilgili katı tutumları ve günahkar olmamakla ilgili baskıları onun çocukken manevi işkenceye maruz kaldığını anlatmaktadır. Bu günahkar olma gibi suçluluk duyguları çocukluk yaşantısında işkence gibi algılanmıştır.

Ve bu düşünce ve acı verici hislerle yazar bacaklarında keserek kendisine zarar vermiştir. Bunun yanında değişik şekillerde bedeni üzerinde modifikasyonlarda bulunmuştur.

Yeme bozukluklarında kendine keserek zarar verme davranışı genel olarak eşlik etmiş ve bu ikisi arasındaki yakınlık bize sürpriz gelmemektedir.

Yeme bozukluğu ve kendine keserek zarar verme genel itibariyle çocukluktaki travmalarla ve özelikle cinsel tacizin etkisi olduğunu göstermektedir.

Bu davranışlar ruhsal yapıdaki tansiyonu düşürmek, gerilimi azaltmak ve kontrol etmek, öfkeyi, yalnızlık duygusunu, buşluk hissini, kendini kontrol etme çabası ve psikolojik yönetimi sağlamak ve tıpkı post travmatik belirtilerden sonra ortaya çıkan dissosiyasyonu (kopuşma) engellemek için gerçekleşmektedir.

Yeme bozukluğu ve kendine keserek zarar verme davranışı aniden, gizli, tekrarlayan, törensel, suçluluk ve utanç duygularında kurtulmak gibi çok çeşitli belirtilerle baş etmek için gerçekleştirilir. Ve bu davranışlarla beden sınırlarını belirlemek için birey tarafından gerçekleştirilir. Gerek kendine keserek zarar vermede gerekse de yeme bozukluğunda beden imajı çok önemli olup bu beden imajı da bedensel sınırların oluşturulmasına yöneliktir. Ve bu vakaların söyledikleri ortak söylem ise ‘kendime zarar vermek kendimi kontrol etmek içindir’’.

Armando Favazza nın yaptığı araştırmalarda anoreksiya ve bulimia nervozada sıklıkla kendilerine zarar verdiklerini saptamış ve bu iki yeme bozukluğu grubunda bu zarar verme davranışının impulsif(aniden ve düşünmeden) gerçekleştirdiklerini belirtmiştir.

Bu zarar verme Davranışları olarak ise, kendine keserek, kendini yakarak, dönemsel alkol ve medde kullanımları, kleptomani(Çalma), ve tekrarlayıcı bir biçimde kendine zarar verme davranışlarının olduğunu saptamıştır.

Bu bireyleri yeme bozukluğu davranışlarında kurtarmak oldukça zordur. Özelikle ağır anoreksik vakaların tedavisi oldukça zordur.

Tedavi olmayan ciddi ve ağır yeme bozuklukları vakalarının % 20 si ölümle sonuçlanmaktadır. Yaklaşık yarısı intihar etmekte, kalp krizi geçirmekte ve diğer sağlık problemlerinden ötürü yaşamları sona ermektedir.

Kendine keserek zarar verme ve yeme bozuklukları arasındaki diğer ortak bir neden ise beyin dışardan gelen saldırılara karşı uyuşturucu bir etki ile bu yanıt verir. İşte yeme bozukluğu ve bedene keserek zarar verem davranışı kişide uyuşma uyuşukluk yaratır.

Çünkü birey bu hatıraları hatırladığı zaman birey korku, hüzün, kaygı ve diğer duyguları yaşamaya başlar. Kesmek ve kusmak ya da diğer davranışlarla bireyin kendi kontrolündeki uyuşma davranışı ile bu anıların hatırlanması ertelenir. Eğer birey bu hissettiklerini güvenli ve destekleyici bir ortamda söze dökebilirse bu travma çözümlenebilir.

Eğer dökemezse bu duygulanımlar baskılanır ve bu duygulanımların vermeiş olduğu etki ile kesme, kendine vurma, kendi bedenini oyma, yakma gibi zarar verici belirtilere dönüşür.

Kişiler bu davranışları yani kendini açı bırakmak, kesmek ve bedenini oymak anılardan kendilerinin de bir ayrışma sağlayarak geçici olarak hissizlik yaratırlar ve bu bir psikolojik kaçıştır.

Bazen de tersine dissosiyatif düşünce sistemini kırarak gerçekliğe dönüşü de sağlayabilir.

Yeme bozukluğunun kompülsif özelliğini de biyolojik alt zeminde ilişkilendirilebilir. Bazı uzmanlar kusma davranışının ve bulimiklerdeki laksatif kullanımının vücuttaki doğal opiatları uyardığı ve bu uyarımlar neticesinde biyolojik anlamda da bağımlılık gelişebildiği düşünülmüştür. Ve bu yüzden de bulimik döngü gelişmektedir.

Buradan yazılanlara bakılırsa kişi kendisini dissosiyasyona karşı korumakta yani gerçekliğe tekrar bağlanmak istekleridir.

Kendini kesme davranışı ile bedende açılan kesinin bir sınır oluşturması ile bir bulimik hastanın kusarak beden sınırlarını stabil kılması arasında sınır koymak anlamında pek bir fark yoktur. Sınırın kaybı demek aslında beden sınırlarının erimesi ve yok olmak erimekle eş değeridir. Her şey ruhsal kopuşmaktan uzak durmak anıların verdiği acıyı uyuşturmak, anılarla keserek ya da kendini aç bırakarak mesafe koymak bireyin var oluş mücadelesini anlatır.

Bunun her ne kadar tekrarlayıcılığı anlamında biyolojik alt zemininde bahsediyor olsak da kusmayla provoke edilen opiatlardan ve onların salgılanmasına biyolojik bağımlılıktan söz etsek de yine de burada ruhsal ve bedensel bir uyuşmanın etkisinden söz edebiliriz.

Kaynak

Strong Marilee A Bright Red Scream. Self Mutilasyon And The Language of Pain 1998