Erken çocukluktaki ayrışma ve bağlanma problemleri ergenlik döneminde tekrar ortaya çıkar ve kendilerini gösterirler. Bu yüzden ergenlik sağlıklı bir yetişkin olabilmenin son durağı gibidir.Bu kontrol problemlerine neden olan dürtüselliğin şiddeti her ergende farklı olabilmekte ergenin erken çocukluktaki yaşadığı bağlanma problemlerine göre değişmekte bazıları bunu çok şiddetli ve yıkıcı yaşamaktadırlar. Kansas üniversitesinde yapılan bir çalışmada hastanede kendilerine zarar vermeyi kontrol edemeyen 20 ergenin aslında geçmişlerinde(çocukluk) istikrarlı bir bağlanma süreci yaşamadıklarına dair bulgular elde edilmiştir. Bu yirmi ergenin en az 16 sının ise fiziksel istismara maruz kaldıkları görülmüştür. Ayrıca bu tarz ergenlerin ebeveynlerinden birini kaybettikleri yönünde sonuçlar ortaya çıkmıştır.Fiziksel istismarın yanında bir kısmında aileleri tarafından cinsel istismara da maruz kalmışlardır.

Bu ergenler suçluluk duyguları, kendilerini toplumdan izole etme, terk edilmişlik duygularını yaşamaktadırlar. Bu ergenler akranlarına göre kendilerini çok daha fazla çaresiz hissetmektediler. Yaşadıkları fiziksel, cinsel ve psikolojik travma o kadar şiddetli bir şekilde onları etkiler ki o travmanın duygusal ve heyecansal etkisi ile kontrol kayıpları yaşamaktadırlar. Bunu baş dönen bir insanın bir şeklide bir yerlere tutunma savaşımı olarak düşünebilriz.Başı dönen bir kişi yakınında ne varsa tutunma ihtiyacı hisseder ki yere devrilmesin. Bu tip istismara uğramış ergenler de bu kontrol kayıplarını kendilerine zarar vererek devrilmemeye çalışırlar.Bu zararlar içinde kendilerini yumruklama, tokatlama, tırnaklama da vardır.

İzolasyon onlar için çok ezici bir durum olur. Bununla birlikte dünyada bir yerlerinin olmadığını düşünürler ve kan ve bedenlerinin kanaması onlar için tek gerçeklik haline gelmeye başlar. Kan görmek beni rahatlatıyor ifadesi belkide o anda yaşanan dissosiyatif kopuşa karşı ruhsal yapının gerçekliğe yapıştığı an olarak da görülebilir. Dissosiasyon bir kopuşma anı ise kendine zarar vermek o an gerçeklikten kopmaktan kurtaran ve gerçekliğe bağlayan bir etkisi olabilir.Tabi ki bu yazdıklarım garip gelebilir ama zaten bu bahsedilenler ve gerçekliğe tutunma ihtiyacı olması gereken düzye gelememiş ve uyumu yakalayamamış bireylerin yaşamsal gerçeklikleridir.

İçsel uyum ne kadar zayıfsa gerçekliğe tutunmak için birey sırf gerçeklikte kalma adına ve uyum adına bir sürü yollar deneyecektir. Bunlar en akıl almaz metotlar, en şaşırtıcı manevralar olabilir.Çünkü bir zamanlar o içsel uyum ve içsel dengeyi sağlayan enstrümanlar hasar almıştır. Ergenlik zaten duygu dengelemesini en iyi yapan gençler için bile bunaltılı dönemdir. Cinsel ve fiziksel istismara uğramış ergenler bu normalde yaşadıkları bunaltı üzerine bir de zorlanmaya maruz kalmış bedenleri içinde bunaltı yaşarlar. Ayrıca ergenlik bireye rağmen bedenin cinsel olgunlaşması denektir. Yani ergenlik aslında bir istiladır. Bedeni ve ruhsal yapının istilaya uğramasıdır.Bu yüzden döenmsel olarak istila ile eşdeğer olan ve bedeni zorlayan bu durumun bir de geçmişte istismara uğramış ergenin bedeninin travma üzerine travma yaşamasıdır.

Özelikle kız ergenlerdeki kendilerine keserek zarar verme davranışı bazı psikanalistlerin teorilerine göre adet olan annenin adet kanaması ile özdeşim kurma çabası olaral değerlendirilmiştir. Adet kanamalarının aksine keserek zarar vermek kanın kendi kontrolünda akması ve durdurulması amaçlanmaktadır. Bunlar sembolik açıklamalar, bilinç dışı değerlendirmelerdir. Bu şekilde olsun ya da olmasın bu tarz ergenler afektif denge ve dürtü kontrol anlamında ama ilkel ama gelişmiş metotlarla kendilerini kontrol altına almaya çalışmakta ve yaşamsal bir mücadele vermektedirler.